|
|
7月18日
Alıntı
Sustum!
Sustum! Ne kadar susulacaksa o kadar sustum! kendimle konuşuyorum şimdi yalnız... yalnız yüreğimle dokunuyorum sesime kimse duymuyor...
sustum! sustu dudağımdaki şarkı, gözlerimdeki şiir yaraları yalayan rüzgar sokaklarında kahrolduğum şehir gözlerim konuşuyor yalnız...
sustum! bin ah sürüp dudaklarıma ne kadar susulacaksa o kadar sustum! sustu benimle deniz, sustu deli dalgalar, sustu martılar... umutlarımı sarıp rüzgarlara uzaklara savuruyorum her gece yıldız yapıp serpiyorum gökyüzüne kimse görmüyor...
saçı ağarmış hayaller nemli kirpiklerle bulutlandığında gözlerim gökte şimşek olup çakıyorum kimse görmüyor...
Sustum! tuz basıp yaralarıma! sustum... içinde volkanlar taşıyan bir derviş gibi yaslanıp yalnızlığın duvarına gül döküp kalabalıklara kimsesiz geziyorum gönül ülkemi her gece kimse bilmiyor..
sustum! sustu benimle gök, sustu dağ, sustu toprak acılar konuşuyor şimdi yalnız yaralı gönlümün sızıları konuşuyor tutup öldürüyorum içimdeki sevdaları bir bir atıyorum uçurumlardan kimse görmüyor...
sustum! saçlarını kokluyorum rüzgarların dudaklarından öpüyorum hayatı içimde incecik bir sevgi ürperiyor sarı hüzünler dökülüyor gönül bahçeme gelmiyor beklediğim bahar yaralar merhem tutmuyor gözyaşı olup dökülüyorum kaldırımlara mendil silmiyor yağmur dinmiyor sevdiğim bilmiyor...
Sustum! sustu benimle sarı sabır, sustu hasret, sustu zaman sustum yalnız gözlerimle dokunuyorum hayata kimse duymuyor...
sustum! İçimdeki dalgalar kabardıkça volkanlar gibi sustum sustu dudaklarım, sustu gözyaşlarım sustu gözlerimdeki şiir gönlümdeki nehir bulutlar haykırdı isyanımı şimşekler haykırdı sadece ben duydum sadece ben
sustum! ey beşiğini sallayıp boğduğum hayat kucağımda büyütüp öldürdüğüm sevgi yaralar merhem tutmuyor geceler avutmuyor ben sustum acılarım konuşuyor yalnız...
Ben sustum! susmuyor yüreğimi kavuran kasırga pencereme vuran yağmur damlaları susmuyor her gece dışarda inleyen rüzgar gelmiyor bahar kuşlar sevinmiyor yıldızlar küs ay üzgün güneş doğmuyor acılar dinmiyor içimde binlerce şiir kanıyor her gece kimse bilmiyor...
sustum! sustu benimle sarı sabır, sustu hasret, sustu hayat sustu zaman acılar konuşuyor yalnız acılarım konuşuyor kimse duymuyor... duymuyor... duymuyor... duymu... duy...
Sustum!
Şiir: Nuri CAN
-alıntı-
Ben sEnii sEctiim...
Ben sEnii sEctiim...
sEn bEniim iCiin yaLan DünyAdaki tEk gerCekSiin !!!
ALINTI
Alıntı
yoksunsun weee...
yoksun ya;harf harf,hece hece düşüyorum kendimden... üzerime kara bulutlar örtülüyor,üşüyorum... başım dağ büyüklüğünde... yıldızları izliyorum gözlerim nemli... kıyılarımd hüzünler volta atıyor... içime kazıdığım bilmezimi,buğusunu nefesimden alan camlara yazıyor yorgun ellerim... yoksun ya küstüm hayatın bana dönük yanlarına... içim buruk... içim donuk... yelkenleri suya inmiş kayıp bir gemiyim şimdi... demir parmaklıklar ardında kaldı dudaklarıma çizdiğin tebessümler... sesine müptela kulaklarım ah çekiyor... senden kalan tek şeydi ve son sesti... öylece bestesini kursundu hiç gitmeden... zaman bir kez daha sesini getirene kadar kalsın,bozulmasın ahengi... yoksun ya;saatin tik taklarına takılıyorum... ne anlatıyor bir türlü çözemiyorum... gidişinin ilk saatlerini mi,yoksa geleceğin an'a biraz daha yaklaştığımı mı? belliğim çözmek dahi istemiyor bu gerçeği... yoksun ya;sanki baharın habercisi taze yapraklar kuruyup kaldı dalında... bomboş bakınır oldum kainata... devrilmiş üzerime bütün yokluklar... tad alamıyorum,duymuyorum,hissetmiyorum... duygusuzluk kapladı bedenimi... yoksun wee.. yoksun ya;yalnız yokluğun duruyor baş ucumda... dört duvar arasında sıkışıp kalıyorum... acılarım tavan yapıyor sonra... zirveye çıktıklarında sırıtıyorlar;çektirdiklerini düşünerek... hayalimde kalan gözlerine sorular soruyorum... sade bir "yoksun" diyorum ve yıkılıyor kirpiğime dolanan tüm yaşlar... ıssızdı her yer,sesin yoktu... kalbimdeki acılar ateşten kordu sanki... körü körüne attığım adımlarda sen... varlığına ulaşamıyordum bi türlü... dağlar geçit vermiyordu hasretimi dindirmeye... özleminin beynime çaktığı sancıları bilmezdin... dört dönerdi hayalin çevremde... dalardım en derinine... sonra bir ses duyardım sen zannettiğim... önce irkilir,sonra "sensin" ümidiyle sevinirdim... ama o ümit düğüm düğüm yapışırdı boğazıma... yoksun ya;anlatamıyorum yokluğunu hiç bir zamana...

*alıntı*
Alıntı
YALNIZLIĞIM ve SEN..
Ne zaman seni düşünsem Rüzgar soğuk esiyor Hazan yaprakları dökülüyor tek tek Uzaktan gelen tren sesi Çınlayan kulaklarımda Sesini duyar gibi oluyorum Dalgalar coşup kıyıya vurduğunda O minik ellerin saçlarımda Gözlerini gözlerimde hissediyorum Ağlamak istiyorum derin derin Çünkü ölüm bile acı değil Yalnızlığım ve sensizliğim kadar....
alıntı

Seni yasadığım her gün çığlık çığlığaydı sana. Anlatmak diyordum anlatmak, ölüm soğukluğu ve göçmen kuşlar karamsarlığında sevmekti seni.
Yakalayamadığım gölgenin pesinden koştum hep. Bilmek istediğim tek şeydi senliliğin nereye çıkacağı. Ama ne garip, bir çift gözün dayanılmaz cinayetine ortak oldum simdi. Yok iste, elimde kalan sensizliğimi bile alıyorsun damla damla.
Oysa kırık dökük sevdanın onarımı gibiydi sensizlik. Bilmek gibiydi, anlamak gibiydi, vurulmak gibiydi yokluğun... Ve kendimi her vurduğumda boşalan şarjörlerin yerini alan sen, yine dolduruyorsun boşalan beni.
Ben, yaptığın kaçamağın hesabıyim belki. Ve söyleyemediğin her kar tanesi kelimenin kendisiyim. Zorladığın masumiyetini göklere çıkartıyorken sıradan bir kum tanesi gibi savuruyorsun sevdamı.
Kim bilir kaç sevdanın devamlılığını sağlıyorsun hasret hasret. Ben de burçağındayım simdi sensiz kalan her yasamın.
Vurduğun her yürek atisi adına isyan etsem de sana, vurulmuşluğumu saklayamıyorum ne yazık. Bir defter yaprağı kırışıklığı hayatimin en önemli detayısın sen.
Tek eksik, gelmeden gitmen oldu sensizliğime. Bende simdi gittiğin yerdeyim, sensizliğimdeyim. İçime dertti bir kez olsun tutamamak ellerini. Hiç beceremedim hem ellerini tutup hem gözlerine bakmayı. Ya ellerini tuttum gözlerin terk etti; ya gözlerine baktım ellerim üşüdü.
Adi ve yüzü olmayanların sevdasındayız ikimizde. Benim yüzüm yoktu senin adin...
Kapkaranlık bir yüreksizliği aydınlatıyordu oysa ellerin. bulutlanan her gözyaşı gibiyim artık. Bilirsin birkaç damladan sonra gerisi gelir.
Ağlamak diyorum yani, utanmak için bende kalan tek kaynak.
Yine de sevdim sevgisizliğini.
Ve yine de sevdim korkaklığın.. Ismarladığın her acı için sevdim seni...
alıntı...
HOŞÇAKAL
İşte gidiyorum bir şey demeden Arkamı dönmeden şikayet etmeden Hiç bir şey almadan bir şey vermeden Yol ayrılmış görmeden gidiyorum
Ne küslük var ne pişmanlık kalbimde Yürüyorum sanki senin yanında Sesin uzaklaşır her bir adımda Ayak izim kalmadan gidiyorum
Geldiğinde kalbim de kırılmadı Gönül kuşu şarkıdan yorulmadı Bana kimse sen gibi sarılmadı Işığımız sönmeden gidiyorum.
Söz: Barış Pirhasan
Müzik: Kazım Koyuncu-Kemal Sahir Gürel
BENİ HATIRLA....
BİR SEFİL RÜZGAR
ESİNCE
GÜNEŞ GİDİP AY GELİNCE
YILDIZ KÖRELİP SÖNÜNCE
BENİ HATIRLA MÜHÜR GÖZLÜM...
BİLDİĞİN YOLLANDA KAYBOLUNCA
ŞİŞELERİ KIRIP AĞLAYINCA
BAŞINI EĞİP USULCA
BENİ HATIRLA
ZEYTİN GÖZLÜM....
HAYKIRIP DAĞA TAŞA
KÜSÜNCE SUYA AŞA
KALINCA YALNIZ BAŞINA
BENİ HATIRLA
CANIMIN İÇİ
IŞIKLAR SÖNÜNCE
BİRDEN BİRE
ÇÖKÜP BİR KÖŞEYE
DİZİNİN ÜSTÜ
YAŞLI GÖZLERLE BENİ HATIRLA....
SEVDİKLERİN SENDEN KAÇINCA
TEK BAŞINA YALNIZ KALINCA
ADIN HERKESCE UNUTULUNCA
BENİ HATIRLA....
ÇÜNKÜ BEN SENİ UNUTMAYACAĞIMMM...........
sil baştan...!
Gücün var mı sevgilim Derin sularda inci tanesi aramaya Cesaretin kaldıysa Hala benle aşktan konuşmaya Söyle canım sevgilim Hayat bize oyun oynuyor olabilir mi Yorgun gibi bir halin var Duyguların karışık olabilir mi
Sil baştan başlamak gerek bazen Hayatı sıfırlamak Sil baştan sevmek gerek bazen Herşeyi unutmak
Sanki bugün son günmüş gibi Dolu dolu yaşamak istiyorum ben Her ne çıkarsa yoluma Selam verip yürümek istiyorum ben
Sil baştan başlamak gerek bazen Hayatı sıfırlamak Sil baştan sevmek gerek bazen Her şeyi unutmak...!
HOŞÇAKAL...!!!
Seni ararken kendimi kaybetmekten yoruldum buldugumu zannettigimde kendimden ayri düstüm
bu garip bir veda olacak cünkü aslinda hep icimdesin ne kadar uzaga gitsem de gittigim her yerde benimlesin
söylenecek söz yok gidiyorum ben
hoscakal hoscakal hoscakal hoscakal..! ben bir kisrak gibi gelmisim dünyaya sahlanip kosmak icimde var hoscakal
biraz su biraz yesillik her yer benim evimdir tasirim dünyayi sirtimda her dil benim dilimdir
ama söylenecek söz yok gidiyorum ben
hoscakal hoscakal hoscakal hoscakal ben bir kısrak gibi gelmisim dünyaya sahlanip gitmek icimde var hoscakal....!!
hoşçakal hoşçakal hoşçakal hoşçakal ben bir kısak gibi gelmişim dünyaya şahlanıp içimde var hoşçakal...!!!
DELİ KIZIM UYAN...
Gece geçmez gündüz olmaz Can bu dünyaya dayanmaz neden Haykırdım dağlara duymaz Bekledim günlerce Yok ki gelen Karlı dağların ardında biri yaşarmış Bulut olur yağmur olur Bize bakarmış Hem yakın hem uzakmış Yanakları al almış Deli kızım uyan Söylenenler yalan Deli kızım uyan Bir tek sensin duyan Bir tek sensin duyan
Yerde oldum gökte oldum Sormayın halim ah başım duman Gönül uslanmayı bilmez düşlerim Gerçek gerçeğim yalan Karlı dağların ardında biri yaşarmış Bulut olur yağmur olur Bize bakarmış Hem yakın hem uzakmış Yanakları al almış Deli kızım uyan Söylenenler yalan Deli kızım uyan Bir tek sensin duyan Bir tek sensin duyan
AY
Ay ışığına vuruldum ben
Çok uzaklarda olsada
Sonumuzu bile bile seviştim ben
Artık gece hiç olmasada...
Ay ışığına vuruldum ben
Başka dünyaya yansada
Çok zor geçen günün ardından uyurken ben
Odam hep ışıksız kalmışsada...
Bu ev artık yuva değil!
Bütün eşyalar üst üste
Terketmeden önce... son kez
son kez
gölgemden gölgen koptu
hem de çok derinden dertliyim
sesin yok tenin yok
sessizlik son kez
tüm o sevgilerimi geri ver bırak
yoruldum çok yolun açık olsun kimse geri dönmez
son kez
gölgemden gölgen koptu
hem de çok derinden dertliyim
sesin yok tenin yok
sessizlik son kez
herşey biter sen mi kaldın bir yalnız
herşey diner yeter ki sen zamanı ver
o sevgilerimi geri ver bırak
yoruldum çok yolun açık olsun
kimse geri dönmez
herşey biter sen mi kaldın bir yalnız
herşey diner yeter ki sen zamanı ver
zaman gecti
çok zaman geçti üstünden
çok zaman geçti üstünden
çok zaman geçti üstünden
ağır ağır ölür beden arama yoktur neden
bulursun kendiliğinden bir yol
keşke dinlesen beni
kimler üzdüyse seni
unut geçmişi geriyi sen ol
çok zaman geçti üstünden
çok zaman geçti üstünden
ağır ağır ölür beden
arama yoktur neden
bulursun kendiliğinden bir yol
keşke dinlesen beni
kimler üzdüyse seni
unut geçmişi geriyi sen ol
çok zaman geçti üstünden...
yalnız kalsın
gömdüm sandım gittiğinde bir demet çiçeğim bile yok toprak kaldım gittiğinde filiz verdimde suyu yok
yalnız kalsın dediğin diline bedduadır sesinin teline
gömdüm sandım gittiğinde bir demet çiçeğim bile yok toprak kaldım gittiğinde filiz verdimde suyu yok
yanlız kalsın dediğin diline bedduadır sesinin teline!!! |
yarasi sakli
kurtarın beni
tutun elimden düşmeden
kollayın beni
korkar oldum ben herşeyden
unutmam seni
çok acı verdin giderken
hala çok yeni
yarasi sakli derimde
yok mu bunun ilacı?
GEL SENİNLE RESİM
YAPALIM
GEL SENİNLE RESİM
YAPALIM BİR YÜZ ÇİZELİM İNCE KÜÇÜK NEZLELİ BİR BURUN VE GÖZLER ZEYTİN
İRİLİĞİNDE
SONRA BİR GELİNCİK, İNCE
BİR BOYUN SOYULMUŞ BADEMDEN DAHA AK BİR TEN ÖYLE BİR YÜZ Kİ SEHER
VAKTİ MUTLULUK ESTİRSİN GÜNEŞ DOĞARKEN
VE SAÇLARI ÇİZELİM,
BULUTLAR TÜRKÜLER, MASALLAR GİBİ HEPSİNİN ÜSTÜNE SONRA KOCAMAN BİR
İNSAN YÜREĞİ
ÖYLE BİR YÜREK Kİ
SEVGİYLE ARKADAŞLIKLA, MUTLULUKLA DOLSUN İSTERSE ONDAN SONRA BÜTÜN
ŞAİRLER ÖLSÜN.
CAHİT KÜLEBİ 'HOŞÇAKAL'
siyah beyaz tuşlarında piyonomun seni çalıyorum şimdi çaldıkça çoğalıyorsun odada sen arttıkça ben kayboluyorum..
seni doğuruyorum geceye adını koyuyorum aya bakarak herşey sen oluyor her yer sen ben ölüyorum..
sesini duyuyorum rüyalarımda gözlerimi kamaştırıyor ışığın rüzgar sen gibi dokunuyor bana ben doğuyorum..
duymak istediklerimi söylemiyorsun hiç dokunmuyorsun bana sen gibi bir şimşek çakıyor tam kalbime düşüyor yıldırımı ben gidiyorum..
ALINTI... | işte böyle aşklara.... | | ''Mutsuz aşk, aşk olarak yaşayıp gitme şansını taşımış; mutlu aşk, Aşk'ın ölümünü hazırlamıştır''.
'' Mutlu aşkın anlatılmaya değer bir yanı bulunamamıştır''. |
Gidene
dur demeye gücün yetmez bazen Giden gidecektir zaten Bazen sevmekten
korkarsın Tutamazsın kendini aşık olursun Sevene sevme diyemezsin Seven
sever zaten İçin sızlar her ölümden sonra Ölene ölme diyemezsin Ölen
ölür zaten Dönüp arkana bakarsın Bıraktıklarını hatırlarsın Zamana dur
diyemezsin Zaman geçer devir döner hayat biter zaten Ömrümün ilkbaharında Sonbaharı yaşıyorum gidişinle; Gönlüm severken gülsün diye Gözüm çağlar oldu gidişine…
Beklemek ne tuhaf duygu Gelmeyeceğini bile, bile beklemek Bir şişenin son damlarıyla kendince Ne tuhaf duygu sensiz içmek, Anılar film şeridinde gözde canlanırken Eşlik eder yaşlar giden sevgili ardına Ve bir ayrılık nüktesi usulünce Ağır, ağır işlerken yıkılmışlığın gururunu Yolun sonunu görmek Ne tuhaf duygudur sensiz ölememek.
Duman gözlerinin uğruna Sigara dumanında boğulurcasına içmek Gücün bitiği yerde Hayalinle güç bularak son bir nefes çekmek Ya sevgilim sen ve olamayan bana Son bir nefes daha çekmek Nefeslerin öksürüğe boğulduğu an Ne tuhaf duygudur Sensiz ölememek… Sen diye bir sey yok
aslinda.. Benim en buyuk yalanim var sadece, Ve en uzun cumlem, Sonuna
yuklemini bir turlu koyamadigim..
O yalan yuzunden agliyorum su an, O
yalan yuzunden gecenin dordunde hala ayaktayim.. Lambayi sondurmus, O
yalani aniyor, Onu yasiyorum..
O oyle bir cumle ki Oznesi
benim, Nesnesi sen.. Butun tumlecleri dolaylanmis ama Bir turlu yuklemi
konmamis.. Ve o oyle bir cumle ki Sevgiyi, sevmeyi, seveni, sevileni
anlatir.. Evet yuklemi yoktur, Cunku Yuklem sevilenin
dilindedir, Onun zulfunun telindedir, Bir gel
deyisindedir Ama Sevilen yuklemi koymamaya niyetlidir...
Iste sen
boyle bir yalan, Boyle bir cumlesin.. Lakin gulyuzlum, Artik kuyruklu
bir yalan Ve "ah keske" lerle dolu bir cumlesin...
Keske bana
verebilecegin bir kucuk sevgi olabilseydi, O sicacik
yureginde..
Biliyor musun, Iste o zaman Sesimde karamsar nagmeler
duymazdin. Tebessumlerin en sicagi yuzumde olurdu, Sarkilarin en guzeli
dilimde.. Butun guzellikler gonlumde olurdu, Neselerin sonsuzu
benimle...
Iste o zaman O kelebek ben olurdum, Bir gunu bir omre
bedel olan.. Ve yuregine konardim. Hic terk etmezdim orayi..
Iste o
zaman O ugur bocegi ben olurdum, Ugur dagitirdim Hayatimdaki tum
ugursuzluklara inat..
Iste o zaman Yaninda kurabilecegim bir suru
cumlem olurdu.. Dilimden dokulen tum kelimeler, sever adim sana
gelirdi.. Aglamaktan yorulmus gozlerim, Gozlerinin kahverengiliginde
kaybolur, Huzur bulurdu..
Iste asil o zaman Ben ben olurdum.. Ve
belki de Cok daha guzeli olurdu.. Ben sen olurdum, Sen ben...
Ey
yarali gonlume merhem surmeyen sevgili! Sen hala halimi bilmiyorsun, Seni
anliyorum diyor, Aslinda anlamiyorsun.. Dusler sokaginin dus kokulu bir
evinde Bugulu bir pencereden bana bakiyorsun Ama
goremiyorsun.. Disarida yarali yuregimle usuyorum, Cansuyuna
hasretim, Sana hasretim, Bilmiyorsun... alıntıdır... Geriye dönemem sana ben gelemem çok çektim elinden bidahaSewemem kalbime gömerim ozaman...
Uykuların kaçar
geceleri Bir türlü sabah olmayı bilmez Dikilir gözlerin tavanda bir
noktaya Deli eden bir uğultudur başlar kulaklarında Ne çarşaf halden
anlar, ne yastık Girmez pencerelerden beklediğin aydınlık Kapanır yatağına
çaresizliğine ağlarsın Onun unutamadığın hayali Sigaradan derin bir nefes
çekmişcesine dolar içine Sevmek neymiş birgün anlarsın
Birgün anlarsın aslında
herşeyin boş olduğunu Şerefin, faziletin, iyiliğin, güzelliğin Gün gelirde
sesini bir kerecik duymak için Vurursun başını soğuk taş duvarlara Büyür
gitgide incinmişliğin, kırılmışlığın Duyarsın Ta derinden acısını çaresiz
kalmışlığın Sevmek neymiş birgün anlarsın
Birgün anlarsın ne işe yaradığını
ellerinin Niçin yaratıldığını Bu igrenç dünyaya neden geldiğini Uzun
uzun seyredersinde aynalarda güzelliğini Boşuna geçip giden yıllarına
yanarsın Dolar gözlerin için burkulur Sevmek neymiş birgün anlarsın
Birgün anlarsın sevilen
dudakların Sevilen gözlerin erişilmezliğini O hiç beklenmeyen saat geldi
mi Düşer saçların önüne ama bembeyaz Uzanır gökyüzüne ellerin Ama
çaresiz, ama yorgun, ama bitkin Bir zaman geçmiş günlerin uykusuna
dalarsın Sonra dizilir birbiri ardınca gerçekler acı Sevmek neymiş birgün
anlarsın
Birgün anlarsın hayal kurmayı Beklemeyi Ümit etmeyi Bir kirli
gömlek gibi çıkarıp atasın gelir Bütün vücudunu saran o korkunç
geceyi Lanet edersin yaşadığına Maziden ne kalmışsa yırtar atarsın O
zaman bir çiçek büyür kabrimde kendiliğinden
SENI SEVDIĞIMI BIRGÜN
ANLARSIN
 
Sen...yokluğuna inat bütün geceyi seni düşünerek geçirebilirmisin? Sen...gelmeyecegini bile bile sabaha kadar seni bekleyebilirmisin? Sen...yağmurun altında saatlerce seni düşünerek yürüyebilirmisin? Sen...seni ıslatanın yağmur değil aşk olduğunu düşünebilirmisin? Sen...sana yüreğini cesurca açıp,bazan ağlamayı bazan ümitsizce beklemeyi göze alabilirmisin? Sen...kalbinin yerinden fırlayacakmış gibi çarpmasına neden olan heyecanı yaşayabilirmisin? Sen...sevgini saklamadan yada azaltmadan seni her zaman sevebilirmisin? Sen...senin özleminin minicik bir kordan kocaman bir yangına dönüşmesine izin verebeilirmisin? Sen...dünü hatırlamayı,bugünü yaşamayı,yarın için senli hayaller kurmayı düşünebilirmisin? Sen...sana kavuşmanın zorluklarını yenmeye cesaret edebilirmisin? Sen...seni isterken bazılarının sana "aptal"deme riskini göze alabilirmisin? Sen...kişiliğini yitirmeden sana yeni bir dünya kurabilirmisin? Sen...düşünmeden sadece an yaşayıp yüreğini senin hazzının kucağına teslim edebilirmisin? Sen...hem kandini hemde beni deyiştirmeye kalkmadan kabullenebilirmisin? Sen...senin için doğan her yeni güne yeni isimler verip anlamlar katabilirmisin? Sen...senin gözlerini gökyüzündeki yıldızların yerine koyabilirmisin? Sen... sensizliği kadehlere koyup isyansız yudumlayabilirmisin? Sen...kırık kadehlerin en keskin yerinde dudaklarını arayabilirmisin? Sen...yüreğinden kalkan sevgi kelebeklerini saçlarıma uçurtabilirmisin? Sen...hasret şarkılarını sana kavuşmanın heyecanına taşıyabilirmisin? Sen...hiç kimsenin görmediği güzellikleri farkedebilirmisin? Sen...sen aklına geldiğinde dudaklarına bir tebessüm yerleştirebilirmisin? Sen...yokluğunda bul onu diye gri gecelere yalvarabilirmisin? Sen...senin için ağlamak istesende üzülmemen için gözyaşlarını gözlerinde dondurabilirmisin? Sen...kirpiklerime gökkuşağı,gözlerime güneş,bakışlarıma mana kondurabilirmisin? Sen...dünyayı durdurup,sensizliği susturup,yıldızları söndürüp seni yaşayabilirmisin? sen...ruhuna ihanet etmeden yüreğinin sesine sana yürüyebilirmisin? Sen...bana aşık olabilirmisin? __________________
|
7月5日



KARACAAHMET
Deryada sonsuzluğu zikretmeye ne zahmet! Al sana, derya gibi sonsuz Karacaahmet!
Göbeğinde yalancı şehrin, sahici belde; Ona sor, gidenlerden kalan şey neymiş elde?
Mezar, mezar, zıtların kenetlendiği nokta; Mezar, mezar, varlığa yol veren geçit, yokta...
Onda sırların sırrı: Bulmak için kaybetmek. Parmakların saydığı ne varsa hep tüketmek.
Varmak o iklime ki, uğramaz ihtiyarlık; Ebedi gençliğin taht kurduğu yer, mezarlık.
Ebedi gençlik ölüm, desem kimse inanmaz; Taş ihtiyarlar, servi çürür, ölüm yıpranmaz.
Karacaahmet bana neler söylüyor, neler! Diyor ki, viran olmaz tek bucak, viraneler,
Zaman deli gömleği, onu yırtan da ölüm; Ölümde yekpare an, ne kesiklik, ne bölüm...
Hep olmadan hiç olmaz, hiçin ötesinde hep; Bu mu dersin, taşlarda donmuş sukuta sebep?
Kavuklu, başörtülü, fesli, başacık taşlar; Taşlara yaslanmış da küflü kemikten başlar,
Kum dolu gözleriyle süzüyor insanları; Süzüyor, sahi diye toprağa basanları.
Onlar ki, her nefeste habersiz öldüğünden, Gülüp oynamaktalar, gelir gibi düğünden.
Onlar ki, sıfırlarda rakamları bulmuşlar, Fikirden kurtularak, ölümden kurtulmuşlar.
Söyle Karacaahmet, bu ne acıklı talih! Taşlarına kapanmış, ağlıyor koca tarih!
NECİP FAZIL KISAKÜREK
PEYGAMBER EFENDİMİZ (S.A.V)'DEN TAVSİYELER
Şöyle ki: Bir adam Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem)’ye gelerek, “Size dünya ve ahiretle alakalı soracak sorularım var.” dedi. Bunun üzerine Efendimiz ona, “Ne istiyorsan sor.” buyurdular. O zat da sorularına başladı:
Ey Allah’ın Peygamberi! Ben insanların en alimi, en bilgilisi olmak istiyorum..Ne yapmalıyım? -Allah’tan çok korkup takva dairesi içine girersen insanların en alimi olursun.
İnsanların en zengini olmak istiyorum.. -Kanaatkâr olursan insanların en zengini olursun.
İnsanların en hayırlısı olmak istiyorum..
-İnsanların en hayırlısı, faydalı olandır. Sen de insanlara faydalı ol.
İnsanların en adaletlisi olmak istiyorum.. -Kendin için istediğini insanlar için de istersen insanların en adili olursun.
İnsanlar içinde Allah’a en yakın, O’nun en has kullarından olmak istiyorum.. -Allah’ı çok zikredip anar ve hatırlarsan o zaman Allah’ın en has kulu olursun.
Muhsinlerden, iyilik edenlerden olmak istiyorum.. -Allah’a, O’nu görüyor gibi ibadet et, her ne kadar sen O’nu görmesen de O seni görüyor.
İmanımı kemale erdirmek istiyorum.. -Güzel ahlaklı olursan imanın kemale erer.
Allah’ın emirlerine itaat eden itaatkâr kullarından olmak istiyorum.. -Allah’ın farzlarını yerine getir, itaat edenlerden olursun.
Allah’a günahlarımdan arınmış, tertemiz olarak gitmek istiyorum.. -Cünüp olduğunda tertemiz olacak şekilde gusül abdesti al, kıyamet günü üzerinde hiçbir günah olmaksızın Allah’a kavuşursun.
Kıyamet günü nur içinde haşrolmak istiyorum.. -Hiç kimseye zulmetme, kıyamet günü nur içinde haşrolursun.
Rabb’imin bana merhamet etmesini istiyorum..
-Önce kendine ve insanlara merhamet et ki; Allah da sana merhamet etsin.
Günahlarımın azalmasını istiyorum.. -İstiğfar ederek günahlarının bağışlanması için Allah’a yalvarırsan günahların azalır.
İnsanların en kerimi olmak istiyorum..
-Allah’a kullarını şikayet etmezsen insanların kerimi olursun.
Rızkımın bol olmasını istiyorum.. -Temizliğe devam edersen rızkın bol olur.
Allah ve Rasulü tarafından sevilmek istiyorum.. -O zaman Allah ve Rasulü’nün sevdiklerini sev, sevmediklerini de sevme.
Allah’ın bana kızmasından kendimi korumak istiyorum.. -Kimseye kızmazsan Allah’ın gazabından ve kızmasından kurtulursun.
Duamın kabul edilmesini istiyorum.. -Haramlardan sakınırsan duaların kabul olur.
Allah’ın beni başkalarının yanında rezil etmemesini istiyorum.. -Namusunu koruyup iffetli ol ki; insanlar yanında rezil olmayasın.
Allah’ın ayıplarımı, kusurlarımı örtmesini istiyorum.. -Kardeşlerinin ayıplarını örtersen Allah da senin ayıplarını örter.
Benim günahlarımı ne siler? -Gözyaşların, hudûun (saygıyla Allah’a kulluğun) ve hastalıklar.
Allah yanında hangi iyilik daha faziletlidir? -Güzel ahlak, tevazu, belalara sabır ve kazaya rıza.
Allah yanında en büyük günah hangisidir? -Kötü ahlak ve Allah’ın emirlerine karşı gösterilen cimrilik.
Rahman Allah’ın gadabını ne dindirir? -Gizliden gizliye sadaka vermek ve sıla-i rahim (akrabaları ziyaret ve görüp gözetmek).
Cehennem ateşini ne söndürür? -Oruç.
İnsan vav şeklinde doğar...
İnsan vav şeklinde doğar, bir ara doğrulunca kendini elif sanır.
İnsan iki büklüm yaşar, oysa en doğru olduğu gün ölmüştür.
Kulluğun manası vavdadır, elif uluhiyetin ve ehadiyetin simgesidir.
O yüzden Lafz-ı ilahi elifle başlar. Elif kainatın anahtarıdır, vav kainattır.
Rabbi; vav gibi mütevazi olsun ister kulları..
Musa dal olmuştur ama Firavunun gözü Elifte kalmıştır.
İbrahim ateşte vavdır, Nemrut bizzat ateşe odun.
Yunus, vav olup balığın karnında anca kurtarmıştır kendini.
İnsan iki büklüm olunca rahat eder ana karnında.
Boylu boyunca uzansa da kim rahattır mezarında?
Vavın elifle münasebeti ne kadar iyiyse, kainatın dengeside o kadar düzgündür.
Kim kimi hatırlarsa evvel o ona koşar.
Kainatta tüm cisimler boşlukta dönerken insan belki o yüzden boşlukta kalmamış, Rabbi onu imanla doldurmuştur.
Evvelde eliftir, bir ilahi nefesle ahirde vav olur kainat.
Manayı bilmeyenler vav diyemez vay der.
Buna anlamca vaveyla denir.
Yani vav olamadıkları için feryad edenlerin halidir.
Elif bir ağaç ve insan onun dalıdır.
Azrail budadıkça nefesleri daha gür çıkar sesleri.
Herbiri Dal olur ve o ağaçtan beslenir.
Vav olur o ağacın gölgesine sığınır.
Ve Allah insana seslenir, peygamber eliyle ulaşan mesajı hem dal hem vav ol der insana.
"Mümin erkekler ve mümin kadınlar birbirlerinin velileridir.
İyiliği emrederler; kötülüğe engel olurlar.
Namaz kılarlar, zekat verirler.
Allah a ve Resulüne itaat ederler.
İşte bunlara Allah rahmet edecektir. Allah şüphesiz güçlüdür, hakimdir."
Başkasının önünde eğilmek ne zordur.
Birilerinin emri altına girmek ne ağırdır.
Krallara boyun eğmemiş insan görmediği bir varlığa mı itaat edecektir?
İnsan kendinin bile farkında değildir iki lam birbirine sarılıp kainatı ayakta tutan sütunlar gibi durmuştur elifin ardında, kainatın gezegenleri yuvarlanıp son harf misali peşinden giderken, insan yolculukta geri kalmanın acısını ne zaman anlayacaktır.
Zordadır sığınacak yeri yoktur.
Evrene ve seslere kulak verenler duyar yeniden o kutlu çağrıyı; "Sabır ve namazla Allah tan yardım isteyin.
Rablerine kavuşacak ve Ona döneceklerini umanlar ve Allah a gerçek bir saygı gösterenlerden başkasına namaz elbette ağır gelir"
Sonra çağırır insanı, belki cennet kokusunu duyurmak içindir bu davet, belki kendi yanına çağırıyordur.
İşte o ayet:
Secde et, yaklaş!
Eğil ve ben senin başını göklere erdireyim, yıldızları ayağına sereyim, sana gezmekle bitiremeyeceğin cennetler, sayamayacağın nimetler vereyim demektir bu..
Secde et, vav ol, vay dememek için la şey olan insan herşey demek olan Rabbinin önünde...
Gülüme Gül Ol,
Götür Gülüm Ol,
Rasulüme Götür Beni..
SENİ SEVEN HER RUH ULUDUR YA RASULALLAH GÖNLÜ GÖZÜ ONUN DOLUDUR YA RASULALLAH CEMALİN PERTEVİNDEN ZERRE ŞEVK ALAN BİLLAH KAPININ AYRILMAZ KULUDUR YA RASULALLAH BEKLEMEZ BİR BAŞKA İLTİFAT SANA ERENLER SEMTİN İLTİFAT BUĞULUDUR YA RASULALLAH GÖNÜL GÖZLERİYLE BİR KERE SENİ GÖRENLER ONLAR RUHLARIN BİR KOLUDUR YA RASULALLAH UÇUŞUR İKLİMİNDE ALTIN KANATLI KUŞLAR İKLİMİN KUŞLARIN YOLUDUR YA RASULALLAH CENNET YAMAÇLARI GİBİDİR ORDA UFUKLAR CEMALİN BU UFKUN TÜLÜDÜR YA RASULALLAH SANA ERMEK İMANLI GÖNÜLLERİN RÜYASI SENİ BİLMEYENLER ÖLÜDÜR YA RASULALLAH VUSLATIN BU GARİP KITMİRİN HER DEM HÜLYASI BU BENİM GÖNLÜMÜN GÜLÜDÜR YA RASULALLAH YİNE HİCRANLA SENİ ANDI GÖNÜL TENDE CANIM RUHU REVANIM CANAN ANDIKÇA HASRETLERE YANDI GÖNÜL NE OLUR KIL ARTIK VUSLATA ŞAYAN HEM SEVİP HEM AĞLAYAN Bİ ÇAREYİM KARARSIZ DERBEDER VE AVEREYİM YIKILIP DÖKÜLMÜŞ BİR VİRANEYİM HALİ HAZİNİM TAM MEVSİMİ HAZAN GÜLLER GÜLSEDE AĞLIYOR HEP BÜLBÜL BİR DERT KÜPÜ ADETA ŞİMDİ GÖNÜL BİLMEM MÜMKÜN MÜ BU HALE TAHAMMÜL RUHUMDA AHUZAR, DİLİMDE FİGAN YANIP KEBAB OLDUM, ÜMİDİM YIKMA İTAB ET, AMA AYARA BIRAKMA VEFASIZ BİR KULUM, CÜRMÜME BAKMA VASF-I HALE NE HACET HERŞEY AYAN BİLİRSİN GAYRI İMDAT EDECEK YOK GÖNLÜMÜ DERTTEN AZAD EDECEK YOK KİTMİRİ BAŞKA ABAD EDECEK YOK HATIRIM VİRANE, GÖZLERİM GİRYAN GEL GEL VUR MIZRABINIDA KALBİMİ SÖYLET VUR RUHUMA NAMELERİNİ DİNLET VE GÖNLÜME GELECEYİNİ VAD ET VAD ET Kİ KALMADI DİZİMDE DERMAN VAD ET Kİ KALMADI DİZİMDE DERMAN....

HAMD-Ü SENA
..............
Ne ki mevcud ise alemde, güzel,doğru,iyi;
Arayan fikri,bulan ruhu,seven sevgiliyi
Bize bahşetmiş olan Hazret-i Rahman'a şükür.
O büyük Rabb'e şükürler ki,ayak bastığımız
Yeri halketti barınsın diyerek varlığımız;
Ve yer üstünde hayalin cereyanınca uzun;
Serdi gök kubbeyi seyranı için ruhumuzun;
O büyük rab ki,ışıklar yakıyor göklerde,
Lütfunun feyzini görsün diye insan yerde;
en büyük nimete hamd,en küçük ihsana şükür.
..............
F.Nafız Çamlıbel
|
Sen Yoktun!
|
|
Sen yoktun!
Sen yoktun... Hz Âdem'deydi nurun Önce cenneti, Sonra yeryüzünü şereflendirdin. Âdem nuruna affedildi Arafat bu affa şâhitti
Sen yoktun Nuh'un gemisindeydi nurun... Dalgalar yeryüzünü boğarken Toprağın bağrındaki su Gökyüzüyle buluşurken Ve bu bir ilahi azap derken, Allah nurunu taşıdı binbir sebeple Tûfan, nurunu selamladı edeple...
Sen yoktun... Hz.ismail'in alnındaydı nurun İbrahimî bir dua yükseldi kimsesiz çöllerden "rabbimiz" dedi, "onlara kendi içlerinden Senin ayetlerini okuyacak Kitap ve hikmeti öğretecek onlara, Onları temizleyecek bir elçi gönder, Amin dedi on sekiz bin âlem Nurunla aydınlanan minicik ellerini semaya kaldırarak Amin dedi ismail. Hira nur dağı amin diyerek ayağa kalktı Medine'den adı uhud olan bir amin yankılandı sevr dağında.
Sen yoktun... Hz.isa "ahmed" diye muştuladı seni Alemlerin efendisi diye sana seslendi. Artık ben sizinle çok söyleşmem, dedi havarilerine.. Çünkü bu âlemin reisi geliyor... Bekleyin ahmed geliyor. Kainata rahmet geliyor. Havarilerin yüzünü okşayan, Ölüleri dirilten bir nefes oldun Ama sen yoktun...
Sen yoktun sultânım, Hz. abdullah'ın alnındaydı nurun Başı eğik gezerdi mazlum Kuteyle göklerden seni sorardı Varaka seni arardı semada Anneler kız çocuklarını hep ağlayarak sevdiler. Ağlayarak süslediler ölüme... Ağlayarak hadi dayına gidiyorsun dediler. Sen yokken, Canlı canlı toprağa gömülmenin adıydı dayıya gitmek. Anne yüreğinin çıldırtan çaresizliğiydi. Ve yavrusunun ölüme gidişini seyretmesiydi... En son çocuk atılırken çukura Annesinin suretinde bir melek tuttu onu Ve tebessüm ederek hira nur dağını gösterdi. Melekler süslüyordu hirâyı. Efendisine hazırlanıyordu cebel-i nur, Efendisine hazırlanıyordu mekke. Âlem efendisine hazırlanıyordu Kainatın gözü hz. aminedeydi. Toprak yalvarıyordu rabbine, Allahım gönder artık diyordu. Gel diye ağlıyordu mazlumlar, gözleri semada
Ve bir gelişin vardı ya rasulallah, Bir inişin vardı yer yüzüne... Önünde cebrail! Ardında yalın kılıç melekler! Bir inişin vardı yer yüzüne... Yetimler en huzurlu geceyi geçirdi belki de Öksüzler annelerine sarıldı doya doya.
Sonra bir sessizlik kapladı seher vaktini. Her şey sus pus olmuştu. Hadi diyordu yıldızlar, hadi diyordu ay! Kainat bir isim duymak istiyordu. Ve bir ses yükseldi Âmine'nin evinden; Muhammed! Karanlıklar aydınlığa bıraktı yerini. Muhammed! Melekler öptü o nurdan ellerini. Muhammed! Seni yaratan allah'a kurbânız ey dürri yekta! Sana o adı veren rahmana kurbanız
Artık sen vardın Susuz topraklara rahmet indi seninle Annenden sonra anne halime sevindi seninle Yağmura mı ihtiyaç var? Kaldır şehadet parmağını, Yağmurları salsın allah. Sonra tut ağacın yaprağını, Köklerini çıkarttırıp yanında yürütsün allah. Yeterki sen iste, Sen iste yarasulallah Deki ben kimim? Dağlar, taşlar dile gelsin, Dilsiz çocuklar ellerinden tutup, Ente rasulullah desin.
Sen vardın Bedir kârdı, Uhut dardı Hendek yârdı. Yiğitlerin vardı. Ölmek için yarışan yiğitler...
Hele bir enesin vardı senin. Enes bin malik... Uhut'ta öldüğünü duyunca arkadaşlarına, Niye burada oturuyorsunuz diye sormuştu. Onlar da "allah'ın rasulü öldürülmüş deyince Enes kükremiş: " peki o öldükten sonra yaşayıp da ne yapacaksınız? Kalkın ve o'nun gibi ölün! demişti. Ve savaşın en yoğun olduğu yerde şehit düşmüştü. Hem de ne şehit ey nebi! Vücudu yaralardan tanınmaz haldeydi. Kız kardeşi ancak parmaklarından tanıdı onu...
Musab bin umeyr'in vardı senin. Uhut'ta sancağını taşıyan. Öyle bir aşkla sana bağlıydı ki Allah o gün melekleri musab'ın suretinde indirdi.
Ebu hureyren vardı... Acıkınca mescidin önünde durur sana bakardı. Sen anlardın, Ya ebâhir gel! derdin.
Ve sen gittin... Bir gidişle gittin Ardında hüznün kaldı. Hasretin kaldı göklerde. Bilal ezan okuyamaz oldu Ne zaman teşebbüs etse Muhammed rasulullah demeye Dizleri üstüne çöker, kendinden geçerdi.
Sonra günler ay, Aylar yıl oldu. Ve asırlar oldu Sensizliğe açtık gözlerimizi. Ama sen bırakmazsın bizi. Sen varsın ey şehitlerin sultanı Sen varsın! Bir şehit bile ölmezken Sana nasıl yok deriz. Ebutalip şama giderken devesinin önüne geçip Beni burda kime bırakıp gidiyorsun demiştin. Ne anam var ne babam... Ebutalip bırakmamıştı bu yüzden .
Sensizliğin ızdırabıyla inleyen ümmetini kime bırakıp gidiyorsun ya Rasûlallah! Bırakma bizi ki; allah; Sen onların içindeyken onlara azab edecek değiliz buyuruyor. Bırakma bizi! Hayatı seninle öğretti rahman. Kulluğu seninle tanıdık. Duayı senden öğrendik sevgili! Hz ömer umre için senden izin isteyince, "kardeşcik" dedin ona, Kardeşcik, duanda bana da yer ayırır mısın? Bizler ömer değiliz ama Bütün dualarımız senin için
Ey rabbimiz! Rasulünü anışımızdan haberdar et! O'na binler salat, binler selam! Habibine makam-ı mahmut'u ver O'na vesileyi lutfet. O'nu refik-i Âlâya yükselt Bizi de affet O'nun hatrına affet Zatının hatrına affet.(amin) |
Gelseydin Sevgili! Ümmü Mektum gibi Seni görmeden sana sesleniyoruz Alıp verdiğin nefesi duyar gibi Sanki açınca gözlerimizi Seni görecekmişiz gibi
Sana sesleniyoruz. Senin huzurunda ses yükselmez. Edeple konuşulur; edeple susulur. Hele biz ki bu kapının dilencileri, El açıp beklemekten başka Bize bir şey düşmezdi ama Şu araya giren yıllar olmasa Medine’ne uzak yollar olmasa İsmin anılınca yürek yanmasa Kapında beklemekten başka Bize bir şey düşmezdi. Bekliyoruz Sultânım! Rüyada olsa bile Belki teşrif edersin diye Hem de hiç kimseyi beklemediğimiz gibi. Seni bekliyoruz. Gelseydin, Bizim için cennet olurdu gelişin. Gelseydin, Saadetli asrından gönderdiğin selâmını, ‘Kardeşlerim’ deyişini Birbirimize nasıl anlattığımızı görürdün. Gelseydin, Dolaşsaydın sofralarımızı, Bir tabak fazla görecektin, Bir bardak, bir kaşık fazla… Ve sofrada bir yer boş, Baş köşe! .. Ola ki Sen(A.S.M.) lutfeder gelirsin diye. Gelseydin, Dolaşsaydın gecelerimizi, O ‘Kutlu Doğum’ gecelerini, Anneler görecektin. Yeni doğmuşsun gibi, Yeryüzünü yeni teşrif etmişsin gibi, Mışıl mışıl uyuyasın diye Seni sabahlara kadar Hayalen ayaklarında sallayan anneler görecektin. Sevgili! Gelseydin, Medine-i Münevvere’den dünyaya yayılan Ashabın gibi, Eyyüb Sultan gibi, Kab bin Malik gibi, Bir fecir vaktinde, Henüz yirmisinde yirmi beşinde, Bırakarak yurtlarını ocaklarını, Hedeflerine ilahi rızayı koyan, Arkalarına bakmayı ar sayan, Yiğitler görecektin. Onlar senin yiğidin, Elleri, o öpülesi elleri, Kimbilir hangi memleketin zemheri soğuklarında üşürken, Senin köyünün hayaliyle ısındılar. Gelseydin, Gecenin zifiri karanlığında, Uykunun en tatlı aralığında, Rabiatül Adeviyye gibi Rabbiyle başbaşa Gençler görecektin. Gözyaşı dökerken günahlarına, Veysel Karani’den istediğin gibi, İnsanlığa dua eden gençler görecektin. Gelseydin, Asr-ı saadet gibi olmasa da, Koklanmaya değer güllerimiz vardı. Yine senin ikliminde yetişen. Ama sen gelseydin, Dikenler bile gül kokardı EFENDİM(A.S.M.) ! ! ! Seninle göz göze gelmeden gizli gizli seni seyretmek… Hz.Vahşi gibi… Hani sen Hane-i Saadet’ten Mescid-i Nebevi’ye giderken Aişe annemiz ardından hayran hayran bakardı. Seni mescidin önünde bekleyen Ashabı’nınsa Bakışları yerdeydi. Edepten göz göze gelmezlerdi. Sende(A.S.M.) tebessüle nazar ederdin. Mütebessim çehreni bir Ebu Bekir(R.A.) görürdü, Bir de Ömer(R.A.) … Şimdi okununca Ezan-ı Muhammedi Pencerelerde, kapı önlerinde, Seni(A.S.M.) bekleyen nemli gözler var. Gelseydin, Ve yürüyüp geçseydin önümüzden, Gülleri bayıltan o enfes kokunu çekerdik içimize. Sevgili! Hakiki aşıkların sana doğru uçarken Bizim bu yaptığımız yolda emeklemekti. Dünya güzelliğiyle kollarını açarken Bize düşen el açıp kapında beklemekti. Sevgili! Bekliyoruz! …Dursun Ali Erzincanlı
ALINTI...
BEN BÖYLE OLMAMALIYDIM…
Ben böyle olmamalıydım! İsmini duyunca, boynum düşmeliydi omzuma, İçime bir ateş düşmeliydi, Ayaklarımın feri kesilmeliydi, Kendimden geçmeliydim sonra, Adını sayıklamalıydım adımı unuttuğumda, Ama bunu kimse duymamalıydı, Seni mahşere kadar saklamalıydım…
Ben böyle olmamalıydım! Nisan akşamlarını ıslatırken yağmur, Bahar, şarkılarını söylerken karanlığa, Çalan her kapıya, “sensin” diye koşmalıydım… Gece yıldızlarını serpince göğe, seni görmek için uyumalıydım. Ayak sesleri gelmeliydi uzaktan, ben hep sana yormalıydım. Şarkılar kime söylenirse söylensin, sana diye dinlemeliydim. Türküler dolmalıydı odama. “Ben bir selvi boylu yardan ayrıldım” deyince bir ses, “selvi boylu yar” sen olmalıydın. “Kömür gözlüm, ateşine düşeli” senin için söylenmiş söz olmalıydı Ama bunu kimse bilmemeliydi. Seni mahşere kadar saklamalıydım.
Böyle olmamalıydım! Kelimeler Taif’i taşıyınca kulaklarıma, daha yüzüme çarpmadan Taif rüzgarı, Taşların izi çıkmalıydı yüzümde. Uhud anılırken, dişlerime sızı düşmeliydi. Haremde bir ikindi vakti, kem gözler çevrilince sana, Ve vefasız eller uzanınca yakana, İçim daralmalı, nefesim kesilmeliydi. Sen ötelere hazırlanırken, öteler senin için süslenirken, Son kez baktığın pencerede hayal edip seni, Perdenin son kez kapanması gibi kapanmalıydı gözlerim. Sonra içime doğru gerilip, seni bize lutfedenin ismini haykırıp, “ALLAH”(cc) deyip, düşmeliydim yere. Ama bunu kimse bilmemeliydi. Seni mahşere kadar saklamalıydım.
Ve mahşer günü, uzaktan seni seyretsem, sana yakın olmak için can atsam, Beni engelleseler, “sen kim, yakınlık kim” deseler, Ben ağlamaktan konuşamasam, gözlerini çevirsen bana, Benim cennetim bana bakan gözlerindir ve tebessüm etsen Ama bunu kimse görmese, seni ebede kadar saklasam
alıntıdır...
alıntıdır...
Kaldır at günahları,kırıntıları aşk ile süpür
Hayatın hep boşa geçmiş,silinmek üzere mühür
Onun yarattığını,sevip boş aşk şiirleri yazıyorsun şair
Sen bırak şairliği,sevr mağarasında bir güvercin ol,ey zahir
Sen bir hurma tanesi ol,taştan çıkan zemzem ol ki
Meryem den geçip,mesih in karnını doyur
Sen zülfikar olda,esedullah elinden müşrik kellesi uçur
Hamza nın kalbi ol ki,hint in karnını doyur
Ey ziyan şair bence sen bir dolunay olda
Nebi seni işaret edince,parçalan ,püryan ol
Sen bir put olda,nebi asasınla vuruca tuz buz ol
Gözüne bir ok saplansında kolaysa sen,ebu katade ol
Sen bir gerdanlık ol ki,resul seni zeynep e geri göndersin
Sen bir kedi olki,nebi nin elleri sırtında gezinsin
Sen bence tatlıya karışmayan tuzlu olda
Gusto seni düşünüp imana gelsin
En iyisi sen yemen işi simsiyah bir sarık ol
Peygamberin heybetine heybet katasın
Ey şair sen ümmet gibi ümmet ol ki
Nebi mahşerde senden utanmasın……
alıntıdır...
SÜNNET OLMADAN DİN YAŞANMAZ
Peygamberimizin( s.a.v.)söz,fikir,fiil ve davranışlarını bilmeden ve örnek almadan İslam dini yaşanamaz.Birileri o hadis ve sünnet olarak anlatılanlar,sağlam değil şüphelidir,onlar olmadan da din yaşanır derse,o yaşadığı İslam dini değildir,başka bir dindir…
Peygamber yerine kendini,sünnet yerine aklını koyarak Kuran-ı anlatmaya çalışan kimse Allah’ın istediği dini değil,nefsinin süslediği bir felsefeyi ortaya koyar ve öyle yaşar.Bu da bir din değil felsefi bir ekol olur.
Farklı içtihadda bulunan mezhep imamlarının hiç biri küçük veya büyük hiç bir konuda Allah Resulüne (s.a.v). muhalefet etmemişler ve bunu hiçbir zaman düşünmemişlerdir.
Çünkü onlar Allah Resulüne (s.a.v.) uymanın vacip olduğu noktasında fikir birliği içindedirler..
Yine Allah Resulü (s.a.v.) dışında herkesin sözlerinin bazılarının alınıp bazılarının terk edilebileceği konusunda da fikir birliği içindedirler…
O; alemlere rahmet olarak gönderildi..
O;Allah’ın ayetlerini bize bildiren ve öğretendir..
O; hal ve davranışları ile ,gerçek müminin nasıl olması gerektiğini gösterendir…
Sadece Kuran-ı Kerim’le islam yaşanır,sünnete hadise gerek yoktur diyenlerin aklına şaşarım..
Basit bir örnek verirsek; bu kadar kitap mevcutken öğretmene ne gerek var değil mi?
SELAM VE DUA İLE...
alıntıdır...
Derileri zedelenmesin, delinmesin diye başlarına vurula vurula çığlıklar içinde öldürülen fok balıklarını kim kurtaracak?
Karınca yuvalarının yakılmasını kim önleyecek?
Kelebeğin kanatlarının yolunmasına, kedilerin, kuşların üzerinde canlı canlı atış talimi yapılmasına kim mani olacak?
Yeni Nagazakileri, Hiroşimaları kim önleyecek? Atom bombası altında 15 saniye içinde yüzbinlerce insanın buharlaşmasına kim engel olacak?
Bosna'da hamile annelerin karınlarının süngülerle deşilmesini, çocuklar üzerinde atış talimi yapılmasını, Filistin'de evlerin, içindeki insanlarla birlikte tanklarla tarümar edilmesini kim önleyecek?
Ebu Gureybleri, Guantanamoları kim sona erdirecek?
Papatya biçen bombalar altında şehirlerin yerle bir olmasına kim mani olacak?
Afrika'da yüzbinlerce çocuk açlıktan ölmek üzere, Amerika'da yüzbinlerce insan obezite tehdidi altında...
Kim kurtaracak onları?
Bütün dünyada, uyuşturucu, alkol, şiddet, cinsel metalaşma anaforunda yürekleri talan edilen gençleri kim kurtaracak?
Katmerleşen sevgisizlikleri kim giderecek?
Dağılan yuvaları kim inşa edecek?
Cinsiyeti beklenen nitelikte olmadığı için ya da, sadece çocuk doğmaması için ana rahminde işlenen cinayetleri kim durduracak?
Albert Camus, "Cinayet Yüzyılı" diye tanımladı 20'inci yüzyılı... "Üstelik "Tasarlanmış, teammüden işlenen cinayetler" yüzyılı... 21'inci yüzyıl da eskisini aratmayacak bir yolda ilerliyor.
Kim yeni bir yüzyıl başlatacak insanlık adına, barış adına, sevgi adına, merhamet adına, şefkat adına?
O!
O'nun nuru...
O'nun elinden tutanlar...
O'nun nuru ile yüreği aydınlananlar...
O'nun izinden gidenler...
O'nun kumaşından şahsiyet dokuyanlar...
O!
Rahmeten lil alemin
Rahman'dan gelen...
Rahim'den gelen...
Rauf'tan gelen...
El Vedud'tan gelen...
-Sallallahü aleyhi ve sellem-
Gel ey Muhammed bahardır.
Dudaklar ardında saklı
Aminlerimiz vardır.
Hacdan döner gibi gel!
Mirac'tan iner gibi gel!
Bekliyoruz yıllardır.
O'nun dünyayı teşrif ettikleri günleri Mehmet Akif anlatıyor.
Sırtlanları geçmişti beşer yırtıcılıkta
Dişsiz mi bir insan, onu kardeşleri yerdi.
Kızını diri diri toprağa gömen Ömer'in yüreğini o kurtardı vahşet tortusundan...
Kız çocuklarını O kurtardı.
Köleleri O kurtardı.
Bilal'in alnı 14 asırdan beri O'nun nuru ile parlıyor
Muhammed'in nuru ile...
-Sallallahü aleyhi ve sellem-
Savaşa gönderdiği komutanına:
"Kadınlara dokunmayacaksın!
Çocuklara dokunmayacaksın!
Yaşlılara dokunmayacaksın!
Kiliselerde, havralarda ibadetleri ile meşgul olan din adamlarına dokunmayacaksın!
Ağaçları kesmeyeceksin, yakmayacaksın!
diye emir veren O idi.
Bu, O'nun getirdiği savaş hukuku idi.
Savaşta bile cinayet yoktu O'nun hukukunda.
Mekke Fethi'ne giden 10 bin kişilik ordu yürüyor. Yolda henüz yavrulamış bir anne köpek, yavrularını emziriyor. Ne yapacaksınız?
O'nun rahmeti yetişiyor imdada...
Bir nöbetçi dikiyor anne ve yavruların başına ve orduyu onları rahatsız etmeyecek bir uzaklıktan geçiriyor.
O!
Karınca yuvalarını yakanlara öfkelenen O idi.
Hayvanları dövenleri, ağır yük yükleyenleri ikaz eden o idi.
-Sallallahü aleyhi ve sellem-
Bakın, O'nun terbiyesini almış bir Allah dostu, Bayezid-i Bestami ne yapıyor.
Çarşıda oturuyor. Üzerinde cübbesi var ve cübbenin eteğine bir kedi uyumuş. Bu arada camide ezan okunmaya başlanıyor. Bayezid camiye gidecek ama nasıl gitsin?
Nasıl gitsin?
O, kediyi uyandırmamak için cübbenin eteğini kesiyor ve caminin yolunu tutuyor.
O'nun rahmet terbiyesi böyle ipekleştiriyor yürekleri...
Taif'ten bütün zamanlara seslenen O idi.
Allah'ın davetini ulaştırmak için gittiği Taif'te, ayak takımının hücumuna uğramış, taşlanmış... Ayakları kan revan içinde kalmış. Bir bağ evine sığınıyor. İşte orada, ondan Taif'in altını üstüne getirmesi için dilekte bulunması isteniyor. "Dile dağlar yıkılsın bu halk üzerine!"
Dilemiyor.
Başka bir şeyi diliyor:
-Rabbim, bu ülkenin çocuklarını senin rahmetinle buluştur. Tevhid bilgisi ile...
Taif öfkesi yok orada, Taif duası var, rahmeti, şefkati var.
"Komşusu açken tok sabahlayan bizden değildir" diyen O.
İnsanoğlu'nu "hilkatte kardeş" ilan eden o.
Afrika'ya kadar, Amerika'ya kadar herkesi kardeş yapan O.
O buluşturacak açlıktan ölenlerle tokluktan ölenleri...
Yürekleri O buluşturacak, O tutuşturacak...
Aileler bir anafor içinde savruluyor mu?
Tutun eşinizin ellerini...
Sevgiyle sıkın. Sıkın. Sonra bırakın. Ne var yüreğinizde?
Diyor ki O:
"Günahlar parmaklarınızın arasından dökülür gider böyle elele tutuştuğunuzda..."
Geriye sevgi kalır, arınma kalır...
Gençlerin elinden tuttu O önce!
Mus'ablar, Ali'ler, Ammar'lar, Muaz'lar... Alınları çağlar boyu ışıyan gençlerle buluştu O. Bütün zamanların gençlerinin yüreğine seslendi Mus'ablarda... Çürümeyin, pörsümeyin, öğütülmeyin günah değirmeninde... gelin elele tutuşup, insanlığı diriltelim...
İslam'ı getirdi O.
Zatına rahmeti yazan'dan...
Zulmü ve zalimleri sevmeyenden...
El Vedud'tan...
İslam başlıbaşına bir rahmet dünyası idi.
Barıştı.
Güvendi.
Saadetti.
Darülislam'a çağırdı insanları.
Barış ve güven yurduna.
Savaş yurtları barış yurdu olsun istedi. İnsanın kan dökücü ve fesat çıkarıcı damarlarına rahmeti taşımak için geldi.
Buyurdu ki:
"İman etmedikçe cennete giremezsiniz.
Birbirinizi sevmedikçe gerçekten iman etmiş olmazsınız."
Sevgi ile yoğurdu O, yürekleri...
Öğrencilerini karşısına aldı ve sordu:
-Bugün bir hasta ziyaret eden var mı?
-Bugün bir yetimin başını okşayan var mı?
-Bugün bir cenaze teşyi eden var mı?
Buyurdu ki:
-Susuz kalmış kediye su veren günahkar kadın kurtuldu.
-Kardeşine gülümseyen iyilik yaptı.
-Atına binen kişiye yardım eden...
-Yoldaki taşı kaldıran güzel Müslüman oldu.
Onun yolundan giden bir Allah dostu, Muhyiddin-i Arabi insanoğluna şöyle seslendi:
-Yere iyi davran.
Göğe iyi davran.
Suya iyi davran.
Kur'an'a iyi davran.
Namaza iyi davran.
Evine iyi davran.
Eşine iyi davran.
Çocuklarına iyi davran.
O inşa etti...
Rahman'a yakışır toplumu.
Rahime yakışır,
El Veduda yakışır toplumu.
O inşa etti Allah'a dönecek ak yüzleri olan toplumu...
O inşa etti...
Kişilikleri Kul hakkı disiplini içinde eğitilmiş toplumu...
O inşa etti...
Öfke toplumu yerine af toplumunu
Gayzını, kinini kusan insanların değil, yutan insanların toplumunu...
O inşa etti...
Arınanlar toplumunu...
Birbirini arındıran...
Kendini arındıran...
Malını arındıran...
-Geçmiş hayat dosyasını arındıran...
O inşa etti...
Yufka yürekli insanlar,
Müslümanlar toplumunu...
Şimdi bize düşen ne?
Bu dünyada, ebedi alemde...
Livaülhamdin altına varıncaya kadar...
O'nunla elele tuşmak...
Yollarda...
O'nun izine basmak
O'nun boyasına boyanmak
Gönüllerimizi...
Onun nuru ile aydınlatmak...
O'nunla aynileşme cehdine soyunmak
O'nunla arınmak...
O'nunla durulmak
O'nun rahmet deryasına batıp çıkmak
O'nun güzelliğini kuşanmak
O'nu aramak
O'nu sormak
O'nsuz bir hayattan korkmak
O'na ümmet olmak...
Evet, O'na ümmet olmak...
Livaül hamd altında O'nunla buluşmak...
Solmaz solmaz bu bir renk
Ölmez, ölmez bir ahenk,
İnsanlık hevenk hevenk
O'nun ümmetinden ol!
alıntıdır...
TÜM ÜMMETİ MUHAMMEDE MÜBAREK OLSUN.....
ŞEFAAT YA RESULALLAH,..
alıntıdır ...
|