BJK35 的个人资料beşiktaşli... Yalan Yo...照片日志列表更多 工具 帮助

日志


7月18日

HOŞÇAKAL...!!! <BENİ HATIRLA...!!!>

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Alıntı

Sustum!


Sustum!
Ne kadar susulacaksa o kadar sustum!
kendimle konuşuyorum şimdi yalnız...
yalnız yüreğimle dokunuyorum sesime
kimse duymuyor...


sustum!
sustu dudağımdaki şarkı, gözlerimdeki şiir
yaraları yalayan rüzgar
sokaklarında kahrolduğum şehir
gözlerim konuşuyor yalnız...


sustum!
bin ah sürüp dudaklarıma
ne kadar susulacaksa o kadar sustum!
sustu benimle deniz,
sustu deli dalgalar, sustu martılar...
umutlarımı sarıp rüzgarlara
uzaklara savuruyorum her gece
yıldız yapıp serpiyorum gökyüzüne
kimse görmüyor...

saçı ağarmış hayaller
nemli kirpiklerle
bulutlandığında gözlerim
gökte şimşek olup çakıyorum
kimse görmüyor...


Sustum!
tuz basıp yaralarıma!
sustum...
içinde volkanlar taşıyan bir derviş gibi
yaslanıp yalnızlığın duvarına
gül döküp kalabalıklara
kimsesiz geziyorum gönül ülkemi her gece
kimse bilmiyor..


sustum!
sustu benimle gök, sustu dağ, sustu toprak
acılar konuşuyor şimdi yalnız
yaralı gönlümün sızıları konuşuyor
tutup öldürüyorum içimdeki sevdaları bir bir
atıyorum uçurumlardan
kimse görmüyor...


sustum!
saçlarını kokluyorum rüzgarların
dudaklarından öpüyorum hayatı
içimde incecik bir sevgi ürperiyor
sarı hüzünler dökülüyor gönül bahçeme
gelmiyor beklediğim bahar
yaralar merhem tutmuyor
gözyaşı olup dökülüyorum kaldırımlara
mendil silmiyor
yağmur dinmiyor
sevdiğim bilmiyor...



Sustum!
sustu benimle sarı sabır, sustu hasret, sustu zaman
sustum
yalnız gözlerimle dokunuyorum hayata
kimse duymuyor...

sustum!
İçimdeki dalgalar kabardıkça volkanlar gibi
sustum
sustu dudaklarım, sustu gözyaşlarım
sustu gözlerimdeki şiir
gönlümdeki nehir
bulutlar haykırdı isyanımı
şimşekler haykırdı
sadece ben duydum
sadece ben


sustum!
ey beşiğini sallayıp boğduğum hayat
kucağımda büyütüp öldürdüğüm sevgi
yaralar merhem tutmuyor
geceler avutmuyor
ben sustum
acılarım konuşuyor yalnız...


Ben sustum!
susmuyor yüreğimi kavuran kasırga
pencereme vuran yağmur damlaları
susmuyor her gece dışarda inleyen rüzgar
gelmiyor bahar
kuşlar sevinmiyor
yıldızlar küs
ay üzgün
güneş doğmuyor
acılar dinmiyor
içimde binlerce şiir kanıyor her gece
kimse bilmiyor...



sustum!
sustu benimle sarı sabır, sustu hasret,
sustu hayat
sustu zaman
acılar konuşuyor yalnız
acılarım konuşuyor
kimse duymuyor...
duymuyor...
duymuyor...
duymu...
duy...

Sustum!

Şiir: Nuri CAN
-alıntı-

 

 

 

Ben sEnii sEctiim...

 
Ben sEnii sEctiim...

sEn bEniim iCiin yaLan DünyAdaki tEk gerCekSiin !!!
glstn - ait Avatar
ALINTI
 

 

Konuşulan konu yoksunsun weee...

 

Alıntı

yoksunsun weee...
yoksun ya;harf harf,hece hece düşüyorum kendimden...
üzerime kara bulutlar örtülüyor,üşüyorum...
başım dağ büyüklüğünde...
yıldızları izliyorum gözlerim nemli...
kıyılarımd hüzünler volta atıyor...
içime kazıdığım bilmezimi,buğusunu nefesimden alan camlara yazıyor yorgun ellerim...
yoksun ya küstüm hayatın bana dönük yanlarına...
içim buruk...
içim donuk...
yelkenleri suya inmiş kayıp bir gemiyim şimdi...
demir parmaklıklar ardında kaldı dudaklarıma çizdiğin tebessümler...
sesine müptela kulaklarım ah çekiyor...
senden kalan tek şeydi ve son sesti...
öylece bestesini kursundu hiç gitmeden...
zaman bir kez daha sesini getirene kadar kalsın,bozulmasın ahengi...
yoksun ya;saatin tik taklarına takılıyorum...
ne anlatıyor bir türlü çözemiyorum...
gidişinin ilk saatlerini mi,yoksa geleceğin an'a biraz daha yaklaştığımı mı?
belliğim çözmek dahi istemiyor bu gerçeği...
yoksun ya;sanki baharın habercisi taze yapraklar kuruyup kaldı dalında...
bomboş bakınır oldum kainata...
devrilmiş üzerime bütün yokluklar...
tad alamıyorum,duymuyorum,hissetmiyorum...
duygusuzluk kapladı bedenimi...
yoksun wee..
yoksun ya;yalnız yokluğun duruyor baş ucumda...
dört duvar arasında sıkışıp kalıyorum...
acılarım tavan yapıyor sonra...
zirveye çıktıklarında sırıtıyorlar;çektirdiklerini düşünerek...
hayalimde kalan gözlerine sorular soruyorum...
sade bir "yoksun" diyorum ve yıkılıyor kirpiğime dolanan tüm yaşlar...
ıssızdı her yer,sesin yoktu...
kalbimdeki acılar ateşten kordu sanki...
körü körüne attığım adımlarda sen...
varlığına ulaşamıyordum bi türlü...
dağlar geçit vermiyordu hasretimi dindirmeye...
özleminin beynime çaktığı sancıları bilmezdin...
dört dönerdi hayalin çevremde...
dalardım en derinine...
sonra bir ses duyardım sen zannettiğim...
önce irkilir,sonra "sensin" ümidiyle sevinirdim...
ama o ümit düğüm düğüm yapışırdı boğazıma...
yoksun ya;anlatamıyorum yokluğunu hiç bir zamana...
*alıntı*

 

 

Konuşulan konu YALNIZLIĞIM ve SEN..

 

Alıntı

YALNIZLIĞIM ve SEN..
 
Ne zaman seni düşünsem
Rüzgar soğuk esiyor
Hazan yaprakları dökülüyor tek tek
Uzaktan gelen tren sesi
Çınlayan kulaklarımda
Sesini duyar gibi oluyorum
Dalgalar coşup kıyıya vurduğunda
O minik ellerin saçlarımda
Gözlerini gözlerimde hissediyorum
Ağlamak istiyorum derin derin
Çünkü ölüm bile acı değil
Yalnızlığım ve sensizliğim kadar....
 
alıntı

 

 

 

 

 

 

Ismarladığın her acı için sevdim seni...

Image Hosted by ImageShack.us

Seni yasadığım her gün çığlık çığlığaydı sana. Anlatmak diyordum anlatmak, ölüm soğukluğu ve göçmen kuşlar karamsarlığında sevmekti seni.

Yakalayamadığım gölgenin pesinden koştum hep. Bilmek istediğim tek şeydi senliliğin nereye çıkacağı. Ama ne garip, bir çift gözün dayanılmaz cinayetine ortak oldum simdi. Yok iste, elimde kalan sensizliğimi bile alıyorsun damla damla.

Oysa kırık dökük sevdanın onarımı gibiydi sensizlik. Bilmek gibiydi, anlamak gibiydi, vurulmak gibiydi yokluğun... Ve kendimi her vurduğumda boşalan şarjörlerin yerini alan sen, yine dolduruyorsun boşalan beni.

Ben, yaptığın kaçamağın hesabıyim belki. Ve söyleyemediğin her kar tanesi kelimenin kendisiyim. Zorladığın masumiyetini göklere çıkartıyorken sıradan bir kum tanesi gibi savuruyorsun sevdamı.

Kim bilir kaç sevdanın devamlılığını sağlıyorsun hasret hasret. Ben de burçağındayım simdi sensiz kalan her yasamın.

Vurduğun her yürek atisi adına isyan etsem de sana, vurulmuşluğumu saklayamıyorum ne yazık. Bir defter yaprağı kırışıklığı hayatimin en önemli detayısın sen.

Tek eksik, gelmeden gitmen oldu sensizliğime. Bende simdi gittiğin yerdeyim, sensizliğimdeyim. İçime dertti bir kez olsun tutamamak ellerini. Hiç beceremedim hem ellerini tutup hem gözlerine bakmayı. Ya ellerini tuttum gözlerin terk etti; ya gözlerine baktım ellerim üşüdü.

Adi ve yüzü olmayanların sevdasındayız ikimizde. Benim yüzüm yoktu senin adin...

Kapkaranlık bir yüreksizliği aydınlatıyordu oysa ellerin. bulutlanan her gözyaşı gibiyim artık. Bilirsin birkaç damladan sonra gerisi gelir.

Ağlamak diyorum yani, utanmak için bende kalan tek kaynak.

Yine de sevdim sevgisizliğini.

Ve yine de sevdim korkaklığın.. Ismarladığın her acı için sevdim seni...

alıntı...

 

HOŞÇAKAL

İşte gidiyorum bir şey demeden
Arkamı dönmeden şikayet etmeden
Hiç bir şey almadan bir şey vermeden
Yol ayrılmış görmeden gidiyorum

 

Ne küslük var ne pişmanlık kalbimde
Yürüyorum sanki senin yanında
Sesin uzaklaşır her bir adımda
Ayak izim kalmadan gidiyorum

 

Geldiğinde kalbim de kırılmadı
Gönül kuşu şarkıdan yorulmadı
Bana kimse sen gibi sarılmadı
Işığımız sönmeden gidiyorum.

 

 

Söz: Barış Pirhasan

Müzik: Kazım Koyuncu-Kemal Sahir Gürel

BENİ HATIRLA....

BİR SEFİL RÜZGAR
ESİNCE
GÜNEŞ GİDİP AY GELİNCE
YILDIZ KÖRELİP SÖNÜNCE
BENİ HATIRLA MÜHÜR GÖZLÜM...
BİLDİĞİN YOLLANDA KAYBOLUNCA
ŞİŞELERİ KIRIP AĞLAYINCA
BAŞINI EĞİP USULCA
BENİ HATIRLA
ZEYTİN GÖZLÜM....
 
HAYKIRIP DAĞA TAŞA
KÜSÜNCE SUYA AŞA
 
KALINCA YALNIZ BAŞINA
BENİ HATIRLA
CANIMIN İÇİ
 
 
IŞIKLAR SÖNÜNCE
BİRDEN BİRE
ÇÖKÜP BİR KÖŞEYE
DİZİNİN ÜSTÜ
YAŞLI GÖZLERLE BENİ HATIRLA....
 
SEVDİKLERİN SENDEN KAÇINCA
TEK BAŞINA YALNIZ KALINCA
ADIN HERKESCE UNUTULUNCA
BENİ HATIRLA....
ÇÜNKÜ BEN SENİ UNUTMAYACAĞIMMM........... 

  

sil baştan...! 

Gücün var mı sevgilim
Derin sularda inci tanesi aramaya
Cesaretin kaldıysa
Hala benle aşktan konuşmaya
Söyle canım sevgilim
Hayat bize oyun oynuyor olabilir mi
Yorgun gibi bir halin var
Duyguların karışık olabilir mi

Sil baştan başlamak gerek bazen
Hayatı sıfırlamak
Sil baştan sevmek gerek bazen
Herşeyi unutmak

Sanki bugün son günmüş gibi
Dolu dolu yaşamak istiyorum ben
Her ne çıkarsa yoluma
Selam verip yürümek istiyorum ben

Sil baştan başlamak gerek bazen
Hayatı sıfırlamak
Sil baştan sevmek gerek bazen
Her şeyi unutmak...!

 

 

 

HOŞÇAKAL...!!!

Seni ararken
kendimi kaybetmekten yoruldum
buldugumu zannettigimde
kendimden ayri düstüm

bu garip bir veda olacak
cünkü aslinda hep icimdesin
ne kadar uzaga gitsem de
gittigim her yerde benimlesin

söylenecek söz yok
gidiyorum ben

hoscakal hoscakal hoscakal hoscakal..!
ben bir kisrak gibi
gelmisim dünyaya
sahlanip kosmak icimde var
hoscakal

biraz su biraz yesillik
her yer benim evimdir
tasirim dünyayi sirtimda
her dil benim dilimdir

ama söylenecek söz yok
gidiyorum ben

hoscakal hoscakal hoscakal hoscakal
ben bir kısrak gibi
gelmisim dünyaya
sahlanip gitmek icimde var
hoscakal....!!

hoşçakal hoşçakal hoşçakal hoşçakal
ben bir kısak gibi
gelmişim dünyaya
şahlanıp içimde var
hoşçakal...!!!

DELİ KIZIM UYAN...

 

Gece geçmez gündüz olmaz
Can bu dünyaya dayanmaz
neden
Haykırdım dağlara duymaz
Bekledim günlerce
Yok ki gelen
Karlı dağların ardında biri yaşarmış
Bulut olur yağmur olur
Bize bakarmış
Hem yakın hem uzakmış
Yanakları al almış
Deli kızım uyan
Söylenenler yalan
Deli kızım uyan
Bir tek sensin duyan
Bir tek sensin duyan

Yerde oldum gökte oldum
Sormayın halim  ah  başım duman
Gönül uslanmayı bilmez düşlerim
Gerçek gerçeğim yalan
Karlı dağların ardında biri yaşarmış
Bulut olur yağmur olur
Bize bakarmış
Hem yakın hem uzakmış
Yanakları al almış
Deli kızım uyan
Söylenenler yalan
Deli kızım uyan
Bir tek sensin duyan
Bir tek sensin duyan

 

 

 

          AY       

 

Ay ışığına vuruldum ben
Çok uzaklarda olsada
Sonumuzu bile bile seviştim ben
Artık gece hiç olmasada...

Ay ışığına vuruldum ben
Başka dünyaya yansada
Çok zor geçen günün ardından uyurken ben
Odam hep ışıksız kalmışsada...

Bu ev artık yuva değil!
Bütün eşyalar üst üste
Terketmeden önce...
 
son kez 

son kez

gölgemden gölgen koptu

hem de çok derinden dertliyim

sesin yok tenin yok

sessizlik son kez

tüm o sevgilerimi geri ver bırak

yoruldum çok yolun açık olsun kimse geri dönmez



son kez

gölgemden gölgen koptu

hem de çok derinden dertliyim

sesin yok tenin yok

sessizlik son kez



herşey biter sen mi kaldın bir yalnız

herşey diner yeter ki sen zamanı ver

o sevgilerimi geri ver bırak

yoruldum çok yolun açık olsun

kimse geri dönmez



herşey biter sen mi kaldın bir yalnız

herşey diner yeter ki sen zamanı ver
 
 
 
 
 

zaman gecti



çok zaman geçti üstünden

çok zaman geçti üstünden

çok zaman geçti üstünden



ağır ağır ölür beden arama yoktur neden

bulursun kendiliğinden bir yol

keşke dinlesen beni

kimler üzdüyse seni

unut geçmişi geriyi sen ol



çok zaman geçti üstünden

çok zaman geçti üstünden



ağır ağır ölür beden

arama yoktur neden

bulursun kendiliğinden bir yol

keşke dinlesen beni

kimler üzdüyse seni

unut geçmişi geriyi sen ol



çok zaman geçti üstünden...
 
 
 
 
 
yalnız kalsın

 
gömdüm sandım gittiğinde
bir demet çiçeğim bile yok
toprak kaldım gittiğinde
filiz verdimde suyu yok

yalnız kalsın dediğin diline
bedduadır sesinin teline

gömdüm sandım gittiğinde
bir demet çiçeğim bile yok
toprak kaldım gittiğinde
filiz verdimde suyu yok

yanlız kalsın dediğin diline
bedduadır sesinin teline!!!
 
 

 
 
yarasi sakli

 

kurtarın beni

tutun elimden düşmeden

kollayın beni

korkar oldum ben herşeyden



unutmam seni

çok acı verdin giderken

hala çok yeni

yarasi sakli derimde



yok mu bunun ilacı?
 
 
 
 GEL SENİNLE RESİM YAPALIM

 

 

GEL SENİNLE RESİM YAPALIM
BİR YÜZ ÇİZELİM İNCE
KÜÇÜK NEZLELİ BİR BURUN
VE GÖZLER ZEYTİN İRİLİĞİNDE

SONRA BİR GELİNCİK, İNCE BİR BOYUN
SOYULMUŞ BADEMDEN DAHA AK BİR TEN
ÖYLE BİR YÜZ Kİ SEHER VAKTİ
MUTLULUK ESTİRSİN GÜNEŞ DOĞARKEN

VE SAÇLARI ÇİZELİM, BULUTLAR
TÜRKÜLER, MASALLAR GİBİ
HEPSİNİN ÜSTÜNE SONRA
KOCAMAN BİR İNSAN YÜREĞİ

ÖYLE BİR YÜREK Kİ SEVGİYLE
ARKADAŞLIKLA, MUTLULUKLA DOLSUN
İSTERSE ONDAN SONRA
BÜTÜN ŞAİRLER ÖLSÜN.

                              CAHİT KÜLEBİ

 
 
 
 'HOŞÇAKAL'

siyah beyaz tuşlarında piyonomun
seni çalıyorum şimdi
çaldıkça çoğalıyorsun odada
sen arttıkça ben kayboluyorum..

seni doğuruyorum geceye
adını koyuyorum aya bakarak
herşey sen oluyor her yer sen
ben ölüyorum..

sesini duyuyorum rüyalarımda
gözlerimi kamaştırıyor ışığın
rüzgar sen gibi dokunuyor bana
ben doğuyorum..

duymak istediklerimi söylemiyorsun hiç
dokunmuyorsun bana
sen gibi bir şimşek çakıyor
tam kalbime düşüyor yıldırımı
ben gidiyorum..

ALINTI... 
 
 

işte böyle aşklara....
''Mutsuz aşk, aşk olarak yaşayıp gitme şansını taşımış; mutlu aşk, Aşk'ın ölümünü hazırlamıştır''.


'' Mutlu aşkın anlatılmaya değer bir yanı bulunamamıştır''.

Gidene dur demeye gücün yetmez bazen
Giden gidecektir zaten
Bazen sevmekten korkarsın
Tutamazsın kendini aşık olursun
Sevene sevme diyemezsin
Seven sever zaten
İçin sızlar her ölümden sonra
Ölene ölme diyemezsin
Ölen ölür zaten
Dönüp arkana bakarsın
Bıraktıklarını hatırlarsın
Zamana dur diyemezsin
Zaman geçer devir döner
hayat biter zaten

 

YOLUN SONU

Ömrümün ilkbaharında
Sonbaharı yaşıyorum gidişinle;
Gönlüm severken gülsün diye
Gözüm çağlar oldu gidişine…

Beklemek ne tuhaf duygu
Gelmeyeceğini bile, bile beklemek
Bir şişenin son damlarıyla kendince
Ne tuhaf duygu sensiz içmek,
Anılar film şeridinde gözde canlanırken
Eşlik eder yaşlar giden sevgili ardına
Ve bir ayrılık nüktesi usulünce
Ağır, ağır işlerken yıkılmışlığın gururunu
Yolun sonunu görmek
Ne tuhaf duygudur sensiz ölememek.

Duman gözlerinin uğruna
Sigara dumanında boğulurcasına içmek
Gücün bitiği yerde
Hayalinle güç bularak son bir nefes çekmek
Ya sevgilim sen ve olamayan bana
Son bir nefes daha çekmek
Nefeslerin öksürüğe boğulduğu an
Ne tuhaf duygudur
Sensiz ölememek…
 
Sen diye bir sey yok aslinda..
Benim en buyuk yalanim var sadece,
Ve en uzun cumlem,
Sonuna yuklemini bir turlu koyamadigim..

O yalan yuzunden agliyorum su an,
O yalan yuzunden gecenin dordunde hala ayaktayim..
Lambayi sondurmus,
O yalani aniyor,
Onu yasiyorum..

O oyle bir cumle ki
Oznesi benim,
Nesnesi sen..
Butun tumlecleri dolaylanmis ama
Bir turlu yuklemi konmamis..
Ve o oyle bir cumle ki
Sevgiyi, sevmeyi, seveni, sevileni anlatir..
Evet yuklemi yoktur,
Cunku
Yuklem sevilenin dilindedir,
Onun zulfunun telindedir,
Bir gel deyisindedir
Ama
Sevilen yuklemi koymamaya niyetlidir...

Iste sen boyle bir yalan,
Boyle bir cumlesin..
Lakin gulyuzlum,
Artik kuyruklu bir yalan
Ve "ah keske" lerle dolu bir cumlesin...

Keske bana verebilecegin bir kucuk sevgi olabilseydi,
O sicacik yureginde..

Biliyor musun,
Iste o zaman
Sesimde karamsar nagmeler duymazdin.
Tebessumlerin en sicagi yuzumde olurdu,
Sarkilarin en guzeli dilimde..
Butun guzellikler gonlumde olurdu,
Neselerin sonsuzu benimle...

Iste o zaman
O kelebek ben olurdum,
Bir gunu bir omre bedel olan..
Ve yuregine konardim.
Hic terk etmezdim orayi..

Iste o zaman
O ugur bocegi ben olurdum,
Ugur dagitirdim
Hayatimdaki tum ugursuzluklara inat..

Iste o zaman
Yaninda kurabilecegim bir suru cumlem olurdu..
Dilimden dokulen tum kelimeler, sever adim sana gelirdi..
Aglamaktan yorulmus gozlerim,
Gozlerinin kahverengiliginde kaybolur,
Huzur bulurdu..

Iste asil o zaman
Ben ben olurdum..
Ve belki de
Cok daha guzeli olurdu..
Ben sen olurdum,
Sen ben...

Ey yarali gonlume merhem surmeyen sevgili!
Sen hala halimi bilmiyorsun,
Seni anliyorum diyor,
Aslinda anlamiyorsun..
Dusler sokaginin dus kokulu bir evinde
Bugulu bir pencereden bana bakiyorsun
Ama goremiyorsun..
Disarida yarali yuregimle usuyorum,
Cansuyuna hasretim,
Sana hasretim,
Bilmiyorsun...
alıntıdır... 

 

Geriye dönemem sana ben gelemem çok çektim elinden bidahaSewemem 

kalbime gömerim ozaman... 

 


Uykuların kaçar geceleri
Bir türlü sabah olmayı bilmez
Dikilir gözlerin tavanda bir noktaya
Deli eden bir uğultudur başlar kulaklarında
Ne çarşaf halden anlar, ne yastık
Girmez pencerelerden beklediğin aydınlık
Kapanır yatağına çaresizliğine ağlarsın
Onun unutamadığın hayali
Sigaradan derin bir nefes çekmişcesine dolar içine
Sevmek neymiş birgün anlarsın



Birgün anlarsın aslında herşeyin boş olduğunu
Şerefin, faziletin, iyiliğin, güzelliğin
Gün gelirde sesini bir kerecik duymak için
Vurursun başını soğuk taş duvarlara
Büyür gitgide incinmişliğin, kırılmışlığın
Duyarsın
Ta derinden acısını çaresiz kalmışlığın
Sevmek neymiş birgün anlarsın


Birgün anlarsın ne işe yaradığını ellerinin
Niçin yaratıldığını
Bu igrenç dünyaya neden geldiğini
Uzun uzun seyredersinde aynalarda güzelliğini
Boşuna geçip giden yıllarına yanarsın
Dolar gözlerin için burkulur
Sevmek neymiş birgün anlarsın


Birgün anlarsın sevilen dudakların
Sevilen gözlerin erişilmezliğini
O hiç beklenmeyen saat geldi mi
Düşer saçların önüne ama bembeyaz
Uzanır gökyüzüne ellerin
Ama çaresiz, ama yorgun, ama bitkin
Bir zaman geçmiş günlerin uykusuna dalarsın
Sonra dizilir birbiri ardınca gerçekler acı
Sevmek neymiş birgün anlarsın

 


Birgün anlarsın hayal kurmayı
Beklemeyi
Ümit etmeyi
Bir kirli gömlek gibi çıkarıp atasın gelir
Bütün vücudunu saran o korkunç geceyi
Lanet edersin yaşadığına
Maziden ne kalmışsa yırtar atarsın
O zaman bir çiçek büyür kabrimde kendiliğinden

SENI SEVDIĞIMI BIRGÜN ANLARSIN

 

Sen...yokluğuna inat bütün geceyi seni düşünerek geçirebilirmisin?
Sen...gelmeyecegini bile bile sabaha kadar seni bekleyebilirmisin?
Sen...yağmurun altında saatlerce seni düşünerek yürüyebilirmisin?
Sen...seni ıslatanın yağmur değil aşk olduğunu düşünebilirmisin?
Sen...sana yüreğini cesurca açıp,bazan ağlamayı bazan ümitsizce beklemeyi göze alabilirmisin?
Sen...kalbinin yerinden fırlayacakmış gibi çarpmasına neden olan heyecanı yaşayabilirmisin?
Sen...sevgini saklamadan yada azaltmadan seni her zaman sevebilirmisin?
Sen...senin özleminin minicik bir kordan kocaman bir yangına dönüşmesine izin verebeilirmisin?
Sen...dünü hatırlamayı,bugünü yaşamayı,yarın için senli hayaller kurmayı düşünebilirmisin?
Sen...sana kavuşmanın zorluklarını yenmeye cesaret edebilirmisin?
Sen...seni isterken bazılarının sana "aptal"deme riskini göze alabilirmisin?
Sen...kişiliğini yitirmeden sana yeni bir dünya kurabilirmisin?
Sen...düşünmeden sadece an yaşayıp yüreğini senin hazzının kucağına teslim edebilirmisin?
Sen...hem kandini hemde beni deyiştirmeye kalkmadan kabullenebilirmisin?
Sen...senin için doğan her yeni güne yeni isimler verip anlamlar katabilirmisin?
Sen...senin gözlerini gökyüzündeki yıldızların yerine koyabilirmisin?
Sen... sensizliği kadehlere koyup isyansız yudumlayabilirmisin?
Sen...kırık kadehlerin en keskin yerinde dudaklarını arayabilirmisin?
Sen...yüreğinden kalkan sevgi kelebeklerini saçlarıma uçurtabilirmisin?
Sen...hasret şarkılarını sana kavuşmanın heyecanına taşıyabilirmisin?
Sen...hiç kimsenin görmediği güzellikleri farkedebilirmisin?
Sen...sen aklına geldiğinde dudaklarına bir tebessüm yerleştirebilirmisin?
Sen...yokluğunda bul onu diye gri gecelere yalvarabilirmisin?
Sen...senin için ağlamak istesende üzülmemen için gözyaşlarını gözlerinde dondurabilirmisin?
Sen...kirpiklerime gökkuşağı,gözlerime güneş,bakışlarıma mana kondurabilirmisin?
Sen...dünyayı durdurup,sensizliği susturup,yıldızları söndürüp seni yaşayabilirmisin?
sen...ruhuna ihanet etmeden yüreğinin sesine sana yürüyebilirmisin?
Sen...bana aşık olabilirmisin?
__________________

Heart Decoration Images 

 
 
 Photo Sharing and Video Hosting at Photobucket Photo Sharing and Video Hosting at Photobucket Photo Sharing and Video Hosting at Photobucket Photo Sharing and Video Hosting at Photobucket Photo Sharing and Video Hosting at PhotobucketPhoto Sharing and Video Hosting at Photobucket Photo Sharing and Video Hosting at Photobucket Photo Sharing and Video Hosting at Photobucket
 

7月5日

O ve YAŞAM...!

 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
KARACAAHMET
 
Deryada sonsuzluğu zikretmeye ne zahmet!
Al sana, derya gibi sonsuz Karacaahmet!

Göbeğinde yalancı şehrin, sahici belde;
Ona sor, gidenlerden kalan şey neymiş elde?

Mezar, mezar, zıtların kenetlendiği nokta;
Mezar, mezar, varlığa yol veren geçit, yokta...

Onda sırların sırrı: Bulmak için kaybetmek.
Parmakların saydığı ne varsa hep tüketmek.

Varmak o iklime ki, uğramaz ihtiyarlık;
Ebedi gençliğin taht kurduğu yer, mezarlık.

Ebedi gençlik ölüm, desem kimse inanmaz;
Taş ihtiyarlar, servi çürür, ölüm yıpranmaz.

Karacaahmet bana neler söylüyor, neler!
Diyor ki, viran olmaz tek bucak, viraneler,

Zaman deli gömleği, onu yırtan da ölüm;
Ölümde yekpare an, ne kesiklik, ne bölüm...

Hep olmadan hiç olmaz, hiçin ötesinde hep;
Bu mu dersin, taşlarda donmuş sukuta sebep?

Kavuklu, başörtülü, fesli, başacık taşlar;
Taşlara yaslanmış da küflü kemikten başlar,

Kum dolu gözleriyle süzüyor insanları;
Süzüyor, sahi diye toprağa basanları.

Onlar ki, her nefeste habersiz öldüğünden,
Gülüp oynamaktalar, gelir gibi düğünden.

Onlar ki, sıfırlarda rakamları bulmuşlar,
Fikirden kurtularak, ölümden kurtulmuşlar.

Söyle Karacaahmet, bu ne acıklı talih!
Taşlarına kapanmış, ağlıyor koca tarih!


NECİP FAZIL KISAKÜREK
 
 
PEYGAMBER EFENDİMİZ (S.A.V)'DEN TAVSİYELER
 

Şöyle ki: Bir adam Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem)’ye gelerek, “Size dünya ve ahiretle alakalı soracak sorularım var.” dedi. Bunun üzerine Efendimiz ona, “Ne istiyorsan sor.” buyurdular. O zat da sorularına başladı:

Ey Allah’ın Peygamberi!
Ben insanların en alimi, en bilgilisi olmak istiyorum..Ne yapmalıyım?
-Allah’tan çok korkup takva dairesi içine girersen insanların en alimi olursun.

İnsanların en zengini olmak istiyorum..
-Kanaatkâr olursan insanların en zengini olursun.

İnsanların en hayırlısı olmak istiyorum..

-İnsanların en hayırlısı, faydalı olandır. Sen de insanlara faydalı ol.

İnsanların en adaletlisi olmak istiyorum..
-Kendin için istediğini insanlar için de istersen insanların en adili olursun.

İnsanlar içinde Allah’a en yakın, O’nun en has kullarından olmak istiyorum..
-Allah’ı çok zikredip anar ve hatırlarsan o zaman Allah’ın en has kulu olursun.

Muhsinlerden, iyilik edenlerden olmak istiyorum..
-Allah’a, O’nu görüyor gibi ibadet et, her ne kadar sen O’nu
görmesen de O seni görüyor.

İmanımı kemale erdirmek istiyorum..
-Güzel ahlaklı olursan imanın kemale erer.

Allah’ın emirlerine itaat eden itaatkâr kullarından olmak istiyorum..
-Allah’ın farzlarını yerine getir, itaat edenlerden olursun.

Allah’a günahlarımdan arınmış, tertemiz olarak gitmek istiyorum..
-Cünüp olduğunda tertemiz olacak şekilde gusül abdesti al, kıyamet günü üzerinde hiçbir günah olmaksızın Allah’a kavuşursun.

Kıyamet günü nur içinde haşrolmak istiyorum..
-Hiç kimseye zulmetme, kıyamet günü nur içinde haşrolursun.

Rabb’imin bana merhamet etmesini istiyorum..

-Önce kendine ve insanlara merhamet et ki; Allah da sana merhamet etsin.

Günahlarımın azalmasını istiyorum..
-İstiğfar ederek günahlarının bağışlanması için Allah’a yalvarırsan günahların azalır.

İnsanların en kerimi olmak istiyorum..

-Allah’a kullarını şikayet etmezsen insanların kerimi olursun.

Rızkımın bol olmasını istiyorum..
-Temizliğe devam edersen rızkın bol olur.

Allah ve Rasulü tarafından sevilmek istiyorum..
-O zaman Allah ve Rasulü’nün sevdiklerini sev, sevmediklerini de sevme.

Allah’ın bana kızmasından kendimi korumak istiyorum..
-Kimseye kızmazsan Allah’ın gazabından ve kızmasından kurtulursun.

Duamın kabul edilmesini istiyorum..
-Haramlardan sakınırsan duaların kabul olur.

Allah’ın beni başkalarının yanında rezil etmemesini istiyorum..
-Namusunu koruyup iffetli ol ki; insanlar yanında rezil olmayasın.

Allah’ın ayıplarımı, kusurlarımı örtmesini istiyorum..
-Kardeşlerinin ayıplarını örtersen Allah da senin ayıplarını örter.

Benim günahlarımı ne siler?
-Gözyaşların, hudûun (saygıyla Allah’a kulluğun) ve hastalıklar.

Allah yanında hangi iyilik daha faziletlidir?
-Güzel ahlak, tevazu, belalara sabır ve kazaya rıza.

Allah yanında en büyük günah hangisidir?
-Kötü ahlak ve Allah’ın emirlerine karşı gösterilen cimrilik.

Rahman Allah’ın gadabını ne dindirir?
-Gizliden gizliye sadaka vermek ve sıla-i rahim (akrabaları ziyaret ve görüp gözetmek).

Cehennem ateşini ne söndürür?
-Oruç.

 

V a v . . .

 

Vav Harfi

 

İnsan vav şeklinde doğar...

İnsan vav şeklinde doğar, bir ara doğrulunca kendini elif sanır.

İnsan iki büklüm yaşar, oysa en doğru olduğu gün ölmüştür.

Kulluğun manası vavdadır, elif uluhiyetin ve ehadiyetin simgesidir.

O yüzden Lafz-ı ilahi elifle başlar. Elif kainatın anahtarıdır, vav kainattır.

Rabbi; vav gibi mütevazi olsun ister kulları..

Musa dal olmuştur ama Firavunun gözü Elifte kalmıştır.

İbrahim ateşte vavdır, Nemrut bizzat ateşe odun.

Yunus, vav olup balığın karnında anca kurtarmıştır kendini.

İnsan iki büklüm olunca rahat eder ana karnında.

Boylu boyunca uzansa da kim rahattır mezarında?


Vavın elifle münasebeti ne kadar iyiyse, kainatın dengeside o kadar düzgündür.

Kim kimi hatırlarsa evvel o ona koşar.

Kainatta tüm cisimler boşlukta dönerken insan belki o yüzden boşlukta kalmamış, Rabbi onu imanla doldurmuştur.

Evvelde eliftir, bir ilahi nefesle ahirde vav olur kainat.

Manayı bilmeyenler vav diyemez vay der.

Buna anlamca vaveyla denir.

Yani vav olamadıkları için feryad edenlerin halidir.

Elif bir ağaç ve insan onun dalıdır.

Azrail budadıkça nefesleri daha gür çıkar sesleri.

Herbiri Dal olur ve o ağaçtan beslenir.

Vav olur o ağacın gölgesine sığınır.

Ve Allah insana seslenir, peygamber eliyle ulaşan mesajı hem dal hem vav ol der insana.


"Mümin erkekler ve mümin kadınlar birbirlerinin velileridir.

İyiliği emrederler; kötülüğe engel olurlar.

Namaz kılarlar, zekat verirler.

Allah a ve Resulüne itaat ederler.

İşte bunlara Allah rahmet edecektir. Allah şüphesiz güçlüdür, hakimdir."


Başkasının önünde eğilmek ne zordur.

Birilerinin emri altına girmek ne ağırdır.

Krallara boyun eğmemiş insan görmediği bir varlığa mı itaat edecektir?

İnsan kendinin bile farkında değildir iki lam birbirine sarılıp kainatı ayakta tutan sütunlar gibi durmuştur elifin ardında, kainatın gezegenleri yuvarlanıp son harf misali peşinden giderken, insan yolculukta geri kalmanın acısını ne zaman anlayacaktır.

Zordadır sığınacak yeri yoktur.

Evrene ve seslere kulak verenler duyar yeniden o kutlu çağrıyı;
"Sabır ve namazla Allah tan yardım isteyin.

Rablerine kavuşacak ve Ona döneceklerini umanlar ve Allah a gerçek bir saygı gösterenlerden başkasına namaz elbette ağır gelir"


Sonra çağırır insanı, belki cennet kokusunu duyurmak içindir bu davet, belki kendi yanına çağırıyordur.


İşte o ayet:

Secde et, yaklaş!


Eğil ve ben senin başını göklere erdireyim, yıldızları ayağına sereyim, sana gezmekle bitiremeyeceğin cennetler, sayamayacağın nimetler vereyim demektir bu..

Secde et, vav ol, vay dememek için la şey olan insan herşey demek olan Rabbinin önünde...

         

welovemuh

   

 

Gülüme Gül Ol,

Götür Gülüm Ol,

Rasulüme Götür Beni..

 

sultanım

 

sçö

 

  SENİ SEVEN HER RUH ULUDUR YA RASULALLAH
 GÖNLÜ GÖZÜ ONUN DOLUDUR YA RASULALLAH
 CEMALİN  PERTEVİNDEN ZERRE ŞEVK ALAN BİLLAH
 KAPININ AYRILMAZ KULUDUR YA RASULALLAH
 BEKLEMEZ BİR BAŞKA İLTİFAT SANA  ERENLER
 SEMTİN İLTİFAT BUĞULUDUR YA RASULALLAH
 GÖNÜL GÖZLERİYLE BİR KERE SENİ GÖRENLER
 ONLAR RUHLARIN BİR KOLUDUR YA RASULALLAH
 UÇUŞUR İKLİMİNDE ALTIN KANATLI KUŞLAR
 İKLİMİN KUŞLARIN YOLUDUR YA RASULALLAH
 CENNET YAMAÇLARI GİBİDİR ORDA UFUKLAR
 CEMALİN BU UFKUN TÜLÜDÜR YA RASULALLAH
 SANA ERMEK İMANLI GÖNÜLLERİN RÜYASI
 SENİ BİLMEYENLER ÖLÜDÜR YA RASULALLAH
 VUSLATIN BU GARİP KITMİRİN HER DEM HÜLYASI
 BU BENİM GÖNLÜMÜN GÜLÜDÜR YA RASULALLAH
 
 YİNE HİCRANLA SENİ ANDI GÖNÜL
 TENDE CANIM RUHU REVANIM CANAN
 ANDIKÇA HASRETLERE YANDI GÖNÜL
 NE OLUR KIL ARTIK VUSLATA ŞAYAN
 HEM SEVİP HEM AĞLAYAN Bİ ÇAREYİM
 KARARSIZ DERBEDER VE AVEREYİM
 YIKILIP DÖKÜLMÜŞ BİR VİRANEYİM
 HALİ HAZİNİM TAM MEVSİMİ HAZAN
 
 GÜLLER GÜLSEDE AĞLIYOR HEP BÜLBÜL
 BİR DERT KÜPÜ ADETA ŞİMDİ GÖNÜL
 BİLMEM MÜMKÜN MÜ BU HALE TAHAMMÜL
 RUHUMDA AHUZAR, DİLİMDE FİGAN
 YANIP KEBAB OLDUM, ÜMİDİM YIKMA
 İTAB ET, AMA AYARA BIRAKMA
 VEFASIZ BİR KULUM, CÜRMÜME BAKMA
 VASF-I HALE NE HACET HERŞEY AYAN
 
 BİLİRSİN GAYRI İMDAT EDECEK YOK
 GÖNLÜMÜ DERTTEN AZAD EDECEK YOK
 KİTMİRİ BAŞKA ABAD EDECEK YOK
 HATIRIM VİRANE, GÖZLERİM GİRYAN
 GEL GEL VUR MIZRABINIDA KALBİMİ SÖYLET
 VUR RUHUMA NAMELERİNİ DİNLET
 VE GÖNLÜME GELECEYİNİ VAD ET
 VAD ET Kİ KALMADI DİZİMDE DERMAN
 VAD ET Kİ KALMADI DİZİMDE DERMAN....

 
 
 
 
       
 
                              HAMD-Ü SENA
        ..............
        Ne ki mevcud ise alemde, güzel,doğru,iyi;
        Arayan fikri,bulan ruhu,seven sevgiliyi
        Bize bahşetmiş olan Hazret-i Rahman'a şükür.
 
        O büyük Rabb'e şükürler ki,ayak bastığımız
        Yeri halketti barınsın diyerek varlığımız;
        Ve yer üstünde hayalin cereyanınca uzun;
        Serdi gök kubbeyi seyranı için ruhumuzun;
        O büyük rab ki,ışıklar yakıyor göklerde,
        Lütfunun feyzini görsün diye insan yerde;
        en büyük nimete hamd,en küçük ihsana şükür.
        ..............
                                       F.Nafız Çamlıbel
 




 
 
 

Sen Yoktun!

Sen yoktun!

Sen yoktun...
Hz Âdem'deydi nurun
Önce cenneti,
Sonra yeryüzünü şereflendirdin.
Âdem nuruna affedildi
Arafat bu affa şâhitti

Sen yoktun
Nuh'un gemisindeydi nurun...
Dalgalar yeryüzünü boğarken
Toprağın bağrındaki su
Gökyüzüyle buluşurken
Ve bu bir ilahi azap derken,
Allah nurunu taşıdı binbir sebeple
Tûfan, nurunu selamladı edeple...

Sen yoktun...
Hz.ismail'in alnındaydı nurun
İbrahimî bir dua yükseldi kimsesiz çöllerden
"rabbimiz" dedi,
"onlara kendi içlerinden
Senin ayetlerini okuyacak
Kitap ve hikmeti öğretecek onlara,
Onları temizleyecek bir elçi gönder,
Amin dedi on sekiz bin âlem
Nurunla aydınlanan minicik ellerini semaya kaldırarak
Amin dedi ismail.
Hira nur dağı amin diyerek ayağa kalktı
Medine'den adı uhud olan bir amin yankılandı sevr dağında.

Sen yoktun...
Hz.isa "ahmed" diye muştuladı seni
Alemlerin efendisi diye sana seslendi.
Artık ben sizinle çok söyleşmem, dedi havarilerine..
Çünkü bu âlemin reisi geliyor...
Bekleyin ahmed geliyor.
Kainata rahmet geliyor.
Havarilerin yüzünü okşayan,
Ölüleri dirilten bir nefes oldun
Ama sen yoktun...


Sen yoktun sultânım,
Hz. abdullah'ın alnındaydı nurun
Başı eğik gezerdi mazlum
Kuteyle göklerden seni sorardı
Varaka seni arardı semada
Anneler kız çocuklarını hep ağlayarak sevdiler.
Ağlayarak süslediler ölüme...
Ağlayarak hadi dayına gidiyorsun dediler.
Sen yokken,
Canlı canlı toprağa gömülmenin adıydı dayıya gitmek.
Anne yüreğinin çıldırtan çaresizliğiydi.
Ve yavrusunun ölüme gidişini seyretmesiydi...
En son çocuk atılırken çukura
Annesinin suretinde bir melek tuttu onu
Ve tebessüm ederek hira nur dağını gösterdi.
Melekler süslüyordu hirâyı.
Efendisine hazırlanıyordu cebel-i nur,
Efendisine hazırlanıyordu mekke.
Âlem efendisine hazırlanıyordu
Kainatın gözü hz. aminedeydi.
Toprak yalvarıyordu rabbine,
Allahım gönder artık diyordu.
Gel diye ağlıyordu mazlumlar, gözleri semada


Ve bir gelişin vardı ya rasulallah,
Bir inişin vardı yer yüzüne...
Önünde cebrail!
Ardında yalın kılıç melekler!
Bir inişin vardı yer yüzüne...
Yetimler en huzurlu geceyi geçirdi belki de
Öksüzler annelerine sarıldı doya doya.

Sonra bir sessizlik kapladı seher vaktini.
Her şey sus pus olmuştu.
Hadi diyordu yıldızlar, hadi diyordu ay!
Kainat bir isim duymak istiyordu.
Ve bir ses yükseldi Âmine'nin evinden;
Muhammed!
Karanlıklar aydınlığa bıraktı yerini.
Muhammed!
Melekler öptü o nurdan ellerini.
Muhammed!
Seni yaratan allah'a kurbânız ey dürri yekta!
Sana o adı veren rahmana kurbanız


Artık sen vardın
Susuz topraklara rahmet indi seninle
Annenden sonra anne halime sevindi seninle
Yağmura mı ihtiyaç var?
Kaldır şehadet parmağını,
Yağmurları salsın allah.
Sonra tut ağacın yaprağını,
Köklerini çıkarttırıp yanında yürütsün allah.
Yeterki sen iste,
Sen iste yarasulallah
Deki ben kimim?
Dağlar, taşlar dile gelsin,
Dilsiz çocuklar ellerinden tutup,
Ente rasulullah desin.

Sen vardın
Bedir kârdı,
Uhut dardı
Hendek yârdı.
Yiğitlerin vardı.
Ölmek için yarışan yiğitler...


Hele bir enesin vardı senin.
Enes bin malik...
Uhut'ta öldüğünü duyunca arkadaşlarına,
Niye burada oturuyorsunuz diye sormuştu.
Onlar da
"allah'ın rasulü öldürülmüş deyince
Enes kükremiş:
" peki o öldükten sonra yaşayıp da ne yapacaksınız?
Kalkın ve o'nun gibi ölün! demişti.
Ve savaşın en yoğun olduğu yerde şehit düşmüştü.
Hem de ne şehit ey nebi!
Vücudu yaralardan tanınmaz haldeydi.
Kız kardeşi ancak parmaklarından tanıdı onu...

Musab bin umeyr'in vardı senin.
Uhut'ta sancağını taşıyan.
Öyle bir aşkla sana bağlıydı ki
Allah o gün melekleri musab'ın suretinde indirdi.

Ebu hureyren vardı...
Acıkınca mescidin önünde durur sana bakardı.
Sen anlardın,
Ya ebâhir gel! derdin.


Ve sen gittin...
Bir gidişle gittin
Ardında hüznün kaldı.
Hasretin kaldı göklerde.
Bilal ezan okuyamaz oldu
Ne zaman teşebbüs etse
Muhammed rasulullah demeye
Dizleri üstüne çöker, kendinden geçerdi.

Sonra günler ay,
Aylar yıl oldu.
Ve asırlar oldu
Sensizliğe açtık gözlerimizi.
Ama sen bırakmazsın bizi.
Sen varsın ey şehitlerin sultanı
Sen varsın!
Bir şehit bile ölmezken
Sana nasıl yok deriz.
Ebutalip şama giderken devesinin önüne geçip
Beni burda kime bırakıp gidiyorsun demiştin.
Ne anam var ne babam...
Ebutalip bırakmamıştı bu yüzden .


Sensizliğin ızdırabıyla inleyen ümmetini kime bırakıp gidiyorsun ya
Rasûlallah!
Bırakma bizi ki; allah;
Sen onların içindeyken onlara azab edecek değiliz buyuruyor.
Bırakma bizi!
Hayatı seninle öğretti rahman.
Kulluğu seninle tanıdık.
Duayı senden öğrendik sevgili!
Hz ömer umre için senden izin isteyince,
"kardeşcik" dedin ona,
Kardeşcik, duanda bana da yer ayırır mısın?
Bizler ömer değiliz ama
Bütün dualarımız senin için

Ey rabbimiz!
Rasulünü anışımızdan haberdar et!
O'na binler salat, binler selam!
Habibine makam-ı mahmut'u ver
O'na vesileyi lutfet.
O'nu refik-i Âlâya yükselt
Bizi de affet
O'nun hatrına affet
Zatının hatrına affet.(amin)

 
 

Gelseydin
Sevgili!
Ümmü Mektum gibi
Seni görmeden sana sesleniyoruz
Alıp verdiğin nefesi duyar gibi
Sanki açınca gözlerimizi
Seni görecekmişiz gibi

Sana sesleniyoruz.
Senin huzurunda ses yükselmez.
Edeple konuşulur; edeple susulur.
Hele biz ki bu kapının dilencileri,
El açıp beklemekten başka
Bize bir şey düşmezdi ama
Şu araya giren yıllar olmasa
Medine’ne uzak yollar olmasa
İsmin anılınca yürek yanmasa
Kapında beklemekten başka
Bize bir şey düşmezdi.
Bekliyoruz Sultânım!
Rüyada olsa bile
Belki teşrif edersin diye
Hem de hiç kimseyi beklemediğimiz gibi.
Seni bekliyoruz.
Gelseydin,
Bizim için cennet olurdu gelişin.
Gelseydin,
Saadetli asrından gönderdiğin selâmını,
‘Kardeşlerim’ deyişini
Birbirimize nasıl anlattığımızı görürdün.
Gelseydin,
Dolaşsaydın sofralarımızı,
Bir tabak fazla görecektin,
Bir bardak, bir kaşık fazla…
Ve sofrada bir yer boş,
Baş köşe! ..
Ola ki Sen(A.S.M.) lutfeder gelirsin diye.
Gelseydin,
Dolaşsaydın gecelerimizi,
O ‘Kutlu Doğum’ gecelerini,
Anneler görecektin.
Yeni doğmuşsun gibi,
Yeryüzünü yeni teşrif etmişsin gibi,
Mışıl mışıl uyuyasın diye
Seni sabahlara kadar
Hayalen ayaklarında sallayan anneler görecektin.
Sevgili!
Gelseydin,
Medine-i Münevvere’den dünyaya yayılan Ashabın gibi,
Eyyüb Sultan gibi,
Kab bin Malik gibi,
Bir fecir vaktinde,
Henüz yirmisinde yirmi beşinde,
Bırakarak yurtlarını ocaklarını,
Hedeflerine ilahi rızayı koyan,
Arkalarına bakmayı ar sayan,
Yiğitler görecektin.
Onlar senin yiğidin,
Elleri, o öpülesi elleri,
Kimbilir hangi memleketin zemheri soğuklarında üşürken,
Senin köyünün hayaliyle ısındılar.
Gelseydin,
Gecenin zifiri karanlığında,
Uykunun en tatlı aralığında,
Rabiatül Adeviyye gibi Rabbiyle başbaşa
Gençler görecektin.
Gözyaşı dökerken günahlarına,
Veysel Karani’den istediğin gibi,
İnsanlığa dua eden gençler görecektin.
Gelseydin,
Asr-ı saadet gibi olmasa da,
Koklanmaya değer güllerimiz vardı.
Yine senin ikliminde yetişen.
Ama sen gelseydin,
Dikenler bile gül kokardı EFENDİM(A.S.M.) ! ! !
Seninle göz göze gelmeden gizli gizli seni seyretmek…
Hz.Vahşi gibi…
Hani sen Hane-i Saadet’ten Mescid-i Nebevi’ye giderken
Aişe annemiz ardından hayran hayran bakardı.
Seni mescidin önünde bekleyen Ashabı’nınsa
Bakışları yerdeydi.
Edepten göz göze gelmezlerdi.
Sende(A.S.M.) tebessüle nazar ederdin.
Mütebessim çehreni bir Ebu Bekir(R.A.) görürdü,
Bir de Ömer(R.A.) …
Şimdi okununca Ezan-ı Muhammedi
Pencerelerde, kapı önlerinde,
Seni(A.S.M.) bekleyen nemli gözler var.
Gelseydin,
Ve yürüyüp geçseydin önümüzden,
Gülleri bayıltan o enfes kokunu çekerdik içimize.
Sevgili!
Hakiki aşıkların sana doğru uçarken
Bizim bu yaptığımız yolda emeklemekti.
Dünya güzelliğiyle kollarını açarken
Bize düşen el açıp kapında beklemekti.
Sevgili!
Bekliyoruz! …Dursun Ali Erzincanlı
 

ALINTI...

 

BEN BÖYLE OLMAMALIYDIM…

Ben böyle olmamalıydım!
İsmini duyunca, boynum düşmeliydi omzuma,
İçime bir ateş düşmeliydi,
Ayaklarımın feri kesilmeliydi,
Kendimden geçmeliydim sonra,
Adını sayıklamalıydım adımı unuttuğumda,
Ama bunu kimse duymamalıydı,
Seni mahşere kadar saklamalıydım…

Ben böyle olmamalıydım!
Nisan akşamlarını ıslatırken yağmur,
Bahar, şarkılarını söylerken karanlığa,
Çalan her kapıya, “sensin” diye koşmalıydım…
Gece yıldızlarını serpince göğe, seni görmek için uyumalıydım.
Ayak sesleri gelmeliydi uzaktan, ben hep sana yormalıydım.
Şarkılar kime söylenirse söylensin, sana diye dinlemeliydim.
Türküler dolmalıydı odama.
“Ben bir selvi boylu yardan ayrıldım” deyince bir ses, “selvi boylu yar” sen olmalıydın.
“Kömür gözlüm, ateşine düşeli” senin için söylenmiş söz olmalıydı
Ama bunu kimse bilmemeliydi.
Seni mahşere kadar saklamalıydım.

Böyle olmamalıydım!
Kelimeler Taif’i taşıyınca kulaklarıma, daha yüzüme çarpmadan Taif rüzgarı,
Taşların izi çıkmalıydı yüzümde.
Uhud anılırken, dişlerime sızı düşmeliydi.
Haremde bir ikindi vakti, kem gözler çevrilince sana,
Ve vefasız eller uzanınca yakana,
İçim daralmalı, nefesim kesilmeliydi.
Sen ötelere hazırlanırken, öteler senin için süslenirken,
Son kez baktığın pencerede hayal edip seni,
Perdenin son kez kapanması gibi kapanmalıydı gözlerim.
Sonra içime doğru gerilip, seni bize lutfedenin ismini haykırıp,
“ALLAH”(cc) deyip, düşmeliydim yere.
Ama bunu kimse bilmemeliydi.
Seni mahşere kadar saklamalıydım.

Ve mahşer günü, uzaktan seni seyretsem, sana yakın olmak için can atsam,
Beni engelleseler, “sen kim, yakınlık kim” deseler,
Ben ağlamaktan konuşamasam, gözlerini çevirsen bana,
Benim cennetim bana bakan gözlerindir ve tebessüm etsen
Ama bunu kimse görmese, seni ebede kadar saklasam

alıntıdır...

 

  

  
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
  
 
 
 
 
 
 

 

 

 

 

alıntıdır...

 

 

 

Kaldır at günahları,kırıntıları aşk ile süpür

Hayatın hep boşa geçmiş,silinmek üzere mühür

Onun yarattığını,sevip boş aşk şiirleri  yazıyorsun şair

Sen bırak şairliği,sevr mağarasında bir güvercin ol,ey zahir

 

Sen bir hurma tanesi ol,taştan çıkan zemzem ol ki

Meryem den geçip,mesih in karnını doyur

Sen zülfikar olda,esedullah elinden müşrik kellesi uçur

Hamza nın kalbi ol ki,hint in karnını doyur

 

Ey ziyan şair bence sen bir dolunay olda

Nebi seni işaret edince,parçalan ,püryan ol

Sen bir put olda,nebi asasınla vuruca tuz buz ol

Gözüne bir ok saplansında  kolaysa sen,ebu katade ol

 

Sen bir gerdanlık ol ki,resul seni zeynep e geri göndersin

Sen bir kedi olki,nebi nin elleri sırtında gezinsin

Sen bence tatlıya karışmayan tuzlu olda

Gusto seni düşünüp imana gelsin

 

En iyisi sen yemen işi simsiyah bir sarık ol

Peygamberin heybetine heybet katasın

Ey şair sen ümmet gibi ümmet ol ki

Nebi mahşerde senden utanmasın……

 

alıntıdır...

 

SÜNNET OLMADAN DİN YAŞANMAZ

 

     Peygamberimizin( s.a.v.)söz,fikir,fiil ve davranışlarını bilmeden ve örnek almadan İslam dini yaşanamaz.Birileri  o hadis ve sünnet olarak anlatılanlar,sağlam değil şüphelidir,onlar olmadan da din yaşanır derse,o yaşadığı İslam dini değildir,başka bir dindir…

 

     Peygamber yerine kendini,sünnet yerine aklını koyarak Kuran-ı anlatmaya çalışan kimse Allah’ın istediği dini değil,nefsinin süslediği bir felsefeyi ortaya koyar ve öyle yaşar.Bu da bir din değil felsefi bir ekol olur.

     Farklı içtihadda  bulunan  mezhep imamlarının hiç biri küçük veya büyük hiç bir konuda Allah Resulüne (s.a.v). muhalefet etmemişler ve bunu hiçbir zaman düşünmemişlerdir.

     Çünkü onlar Allah Resulüne (s.a.v.) uymanın vacip olduğu noktasında fikir birliği içindedirler..

      Yine Allah Resulü (s.a.v.) dışında herkesin sözlerinin bazılarının alınıp bazılarının terk edilebileceği konusunda da fikir birliği içindedirler…

 

       O; alemlere rahmet olarak gönderildi..

       O;Allah’ın ayetlerini bize bildiren ve öğretendir..

       O; hal ve davranışları ile ,gerçek müminin nasıl olması gerektiğini  gösterendir…

Sadece Kuran-ı  Kerim’le  islam yaşanır,sünnete  hadise gerek yoktur diyenlerin aklına şaşarım..

        Basit bir örnek verirsek; bu kadar kitap mevcutken öğretmene ne gerek var değil mi?

 SELAM VE DUA İLE...

 

alıntıdır...

 

 

Derileri zedelenmesin, delinmesin diye başlarına vurula vurula çığlıklar içinde öldürülen fok balıklarını kim kurtaracak?

Karınca yuvalarının yakılmasını kim önleyecek?

Kelebeğin kanatlarının yolunmasına, kedilerin, kuşların üzerinde canlı canlı atış talimi yapılmasına kim mani olacak?

Yeni Nagazakileri, Hiroşimaları kim önleyecek? Atom bombası altında 15 saniye içinde yüzbinlerce insanın buharlaşmasına kim engel olacak?

Bosna'da hamile annelerin karınlarının süngülerle deşilmesini, çocuklar üzerinde atış talimi yapılmasını, Filistin'de evlerin, içindeki insanlarla birlikte tanklarla tarümar edilmesini kim önleyecek?

Ebu Gureybleri, Guantanamoları kim sona erdirecek?

Papatya biçen bombalar altında şehirlerin yerle bir olmasına kim mani olacak?

Afrika'da yüzbinlerce çocuk açlıktan ölmek üzere, Amerika'da yüzbinlerce insan obezite tehdidi altında...

Kim kurtaracak onları?

Bütün dünyada, uyuşturucu, alkol, şiddet, cinsel metalaşma anaforunda yürekleri talan edilen gençleri kim kurtaracak?

Katmerleşen sevgisizlikleri kim giderecek?

Dağılan yuvaları kim inşa edecek?

Cinsiyeti beklenen nitelikte olmadığı için ya da, sadece çocuk doğmaması için ana rahminde işlenen cinayetleri kim durduracak?

Albert Camus, "Cinayet Yüzyılı" diye tanımladı 20'inci yüzyılı... "Üstelik "Tasarlanmış, teammüden işlenen cinayetler" yüzyılı... 21'inci yüzyıl da eskisini aratmayacak bir yolda ilerliyor.

Kim yeni bir yüzyıl başlatacak insanlık adına, barış adına, sevgi adına, merhamet adına, şefkat adına?

O!

O'nun nuru...

O'nun elinden tutanlar...

O'nun nuru ile yüreği aydınlananlar...

O'nun izinden gidenler...

O'nun kumaşından şahsiyet dokuyanlar...

O!

Rahmeten lil alemin

Rahman'dan gelen...

Rahim'den gelen...

Rauf'tan gelen...

El Vedud'tan gelen...

-Sallallahü aleyhi ve sellem-

Gel ey Muhammed bahardır.

Dudaklar ardında saklı

Aminlerimiz vardır.

Hacdan döner gibi gel!

Mirac'tan iner gibi gel!

Bekliyoruz yıllardır.


O'nun dünyayı teşrif ettikleri günleri Mehmet Akif anlatıyor.

Sırtlanları geçmişti beşer yırtıcılıkta

Dişsiz mi bir insan, onu kardeşleri yerdi.

Kızını diri diri toprağa gömen Ömer'in yüreğini o kurtardı vahşet tortusundan...

Kız çocuklarını O kurtardı.

Köleleri O kurtardı.

Bilal'in alnı 14 asırdan beri O'nun nuru ile parlıyor

Muhammed'in nuru ile...

-Sallallahü aleyhi ve sellem-

Savaşa gönderdiği komutanına:

"Kadınlara dokunmayacaksın!

Çocuklara dokunmayacaksın!

Yaşlılara dokunmayacaksın!

Kiliselerde, havralarda ibadetleri ile meşgul olan din adamlarına dokunmayacaksın!

Ağaçları kesmeyeceksin, yakmayacaksın!

diye emir veren O idi.

Bu, O'nun getirdiği savaş hukuku idi.

Savaşta bile cinayet yoktu O'nun hukukunda.

Mekke Fethi'ne giden 10 bin kişilik ordu yürüyor. Yolda henüz yavrulamış bir anne köpek, yavrularını emziriyor. Ne yapacaksınız?

O'nun rahmeti yetişiyor imdada...

Bir nöbetçi dikiyor anne ve yavruların başına ve orduyu onları rahatsız etmeyecek bir uzaklıktan geçiriyor.

O!

Karınca yuvalarını yakanlara öfkelenen O idi.

Hayvanları dövenleri, ağır yük yükleyenleri ikaz eden o idi.

-Sallallahü aleyhi ve sellem-

Bakın, O'nun terbiyesini almış bir Allah dostu, Bayezid-i Bestami ne yapıyor.

Çarşıda oturuyor. Üzerinde cübbesi var ve cübbenin eteğine bir kedi uyumuş. Bu arada camide ezan okunmaya başlanıyor. Bayezid camiye gidecek ama nasıl gitsin?

Nasıl gitsin?

O, kediyi uyandırmamak için cübbenin eteğini kesiyor ve caminin yolunu tutuyor.

O'nun rahmet terbiyesi böyle ipekleştiriyor yürekleri...

Taif'ten bütün zamanlara seslenen O idi.

Allah'ın davetini ulaştırmak için gittiği Taif'te, ayak takımının hücumuna uğramış, taşlanmış... Ayakları kan revan içinde kalmış. Bir bağ evine sığınıyor. İşte orada, ondan Taif'in altını üstüne getirmesi için dilekte bulunması isteniyor. "Dile dağlar yıkılsın bu halk üzerine!"

Dilemiyor.

Başka bir şeyi diliyor:

-Rabbim, bu ülkenin çocuklarını senin rahmetinle buluştur. Tevhid bilgisi ile...

Taif öfkesi yok orada, Taif duası var, rahmeti, şefkati var.

"Komşusu açken tok sabahlayan bizden değildir" diyen O.

İnsanoğlu'nu "hilkatte kardeş" ilan eden o.

Afrika'ya kadar, Amerika'ya kadar herkesi kardeş yapan O.

O buluşturacak açlıktan ölenlerle tokluktan ölenleri...

Yürekleri O buluşturacak, O tutuşturacak...

Aileler bir anafor içinde savruluyor mu?

Tutun eşinizin ellerini...

Sevgiyle sıkın. Sıkın. Sonra bırakın. Ne var yüreğinizde?

Diyor ki O:

"Günahlar parmaklarınızın arasından dökülür gider böyle elele tutuştuğunuzda..."

Geriye sevgi kalır, arınma kalır...


Gençlerin elinden tuttu O önce!

Mus'ablar, Ali'ler, Ammar'lar, Muaz'lar... Alınları çağlar boyu ışıyan gençlerle buluştu O. Bütün zamanların gençlerinin yüreğine seslendi Mus'ablarda... Çürümeyin, pörsümeyin, öğütülmeyin günah değirmeninde... gelin elele tutuşup, insanlığı diriltelim...

İslam'ı getirdi O.

Zatına rahmeti yazan'dan...

Zulmü ve zalimleri sevmeyenden...

El Vedud'tan...

İslam başlıbaşına bir rahmet dünyası idi.

Barıştı.

Güvendi.

Saadetti.

Darülislam'a çağırdı insanları.

Barış ve güven yurduna.

Savaş yurtları barış yurdu olsun istedi. İnsanın kan dökücü ve fesat çıkarıcı damarlarına rahmeti taşımak için geldi.

Buyurdu ki:

"İman etmedikçe cennete giremezsiniz.

Birbirinizi sevmedikçe gerçekten iman etmiş olmazsınız."

Sevgi ile yoğurdu O, yürekleri...

Öğrencilerini karşısına aldı ve sordu:

-Bugün bir hasta ziyaret eden var mı?

-Bugün bir yetimin başını okşayan var mı?

-Bugün bir cenaze teşyi eden var mı?

Buyurdu ki:

-Susuz kalmış kediye su veren günahkar kadın kurtuldu.

-Kardeşine gülümseyen iyilik yaptı.

-Atına binen kişiye yardım eden...

-Yoldaki taşı kaldıran güzel Müslüman oldu.

Onun yolundan giden bir Allah dostu, Muhyiddin-i Arabi insanoğluna şöyle seslendi:

-Yere iyi davran.

Göğe iyi davran.

Suya iyi davran.

Kur'an'a iyi davran.

Namaza iyi davran.

Evine iyi davran.

Eşine iyi davran.

Çocuklarına iyi davran.

O inşa etti...

Rahman'a yakışır toplumu.

Rahime yakışır,

El Veduda yakışır toplumu.

O inşa etti Allah'a dönecek ak yüzleri olan toplumu...

O inşa etti...

Kişilikleri Kul hakkı disiplini içinde eğitilmiş toplumu...

O inşa etti...

Öfke toplumu yerine af toplumunu

Gayzını, kinini kusan insanların değil, yutan insanların toplumunu...

O inşa etti...

Arınanlar toplumunu...

Birbirini arındıran...

Kendini arındıran...

Malını arındıran...

-Geçmiş hayat dosyasını arındıran...

O inşa etti...

Yufka yürekli insanlar,

Müslümanlar toplumunu...

Şimdi bize düşen ne?

Bu dünyada, ebedi alemde...

Livaülhamdin altına varıncaya kadar...

O'nunla elele tuşmak...

Yollarda...

O'nun izine basmak

O'nun boyasına boyanmak

Gönüllerimizi...

Onun nuru ile aydınlatmak...

O'nunla aynileşme cehdine soyunmak

O'nunla arınmak...

O'nunla durulmak

O'nun rahmet deryasına batıp çıkmak

O'nun güzelliğini kuşanmak

O'nu aramak

O'nu sormak

O'nsuz bir hayattan korkmak

O'na ümmet olmak...

Evet, O'na ümmet olmak...

Livaül hamd altında O'nunla buluşmak...

Solmaz solmaz bu bir renk

Ölmez, ölmez bir ahenk,

İnsanlık hevenk hevenk

O'nun ümmetinden ol!

 

 

alıntıdır...

 

 

 

KUTLU DOĞUM HAFTASI!...
 
TÜM ÜMMETİ MUHAMMEDE MÜBAREK OLSUN...../
 
ŞEFAAT YA RESULALLAH,..
 
Image Hosted by ImageShack.usImage Hosted by ImageShack.us
 

 

 

 

alıntıdır ...